bilgi ara

6 / 311 kategoride 93.524 konu hakkında bilgiler !

deyimler sözlüğü - n hakkında bilgi deyimler sözlüğü - n




nabza göre şerbet vermek: birinin hoşuna gidecek, eğilimlerine cevap verecek
biçimde davranmak."nabza göre şerbet vermeyi iyi biliyorsun."

nabzını yoklamak: eğilimini, niyetini, düşüncelerini, arzularını anlamaya
çalışmak."işçilerin nabzını yoklayın da zam konusunu öyle düşünelim."

nalıncı keseri gibi kendine yontmak: derhal her işte kendi çıkarını düşünerek
hareket etmek.

nam almak: tanınmak, ünü her yerde duyulmak.

namus belâsı: namusunu, şerefini, itibarını korumak için katlanılan sıkıntılı
durum, kabullenilen zarar ziyan."namus belâsına az kaldı canından oluyordu delikanlı."

nane molla: 1. dirençsiz, güçsüz kimse. 2. çok sık hastalanan, sağlıksız
kimse. 3. üşengeç, bir iş yapmaktan kaçınan."ne nane molla bir adamsın, kalk da
biraz çalış."

nara atmak: yüksek bir sesle haykırmak, kabadayıca bağırmak."birahaneden
çıkan sarhoşlar edepsizce nara atmaya başladılar."

nato kafa nato mermer: "söz anlamaz, söz dinlemez taş gibi kafa" anlamında
kullanılır.

naza çekmek: kendini ağır satmak, bir isteği yerine getirmekte yapmacıklı
davranışlarla isteksiz gibi davranmak."kendini naza çekmeye bayılır bizim kız."

nazı geçmek: dilediklerini yaptıracak kadar hatırı sayılır olmak."babası,
kasabada olabildiğince nazı geçen bir insandı."

ne akar ne kokar: kimseye ne yararı ne de zararı dokunan pısırık, çekingen
kimseler için kullanılır.

ne çare: çaresi yok, elden bir şey gelmez."ne çare ki onu durdurmamız olası
değil."

ne çıkar: 1. ne zararı var? 2. bir netice vermez. 3. ne fayda, ne zarar umulur."biraz
sert konuşmuşsam, ne çıkar bundan?"

neden sonra: bir müddet geçince, her şey olup bittikten sonra, çok vakit sonra."neden
sonra babam da geldi."

ne de olsa: ne denli eksiği, hatası olursa olsun; böyle olmakla birlikte.

ne dese beğenirsin?: "nasıl, beklenmeyen bir söz söyledi biliyor musun?"
anlamında kullanılır.

ne fayda: bundan böyle neye yarar.

nefes aldırmamak: dinlenmesine fırsat vermemek, sıkıştırmak, rahat bırakmamak."nefes
aldırmadı bize, sabaha kadar çalıştırdı."

nefesi kesilmek (tıkanmak): güç soluk alacak duruma gelmek veya soluğu büsbütün
durmak."bir yumrukta nefesini kesti adamın."

nefes nefese gelmek: koşarak, sıkça soluyarak, heyecanlı ve yorulmuş bir
şekilde (gelmek)."kapıdan içeri nefes nefese girdi."

nefes tüketmek: bir şeyi anlatmaktan çok yorulmak."boşuna nefes tüketiyorsun, baksana
anlamıyor."

nefsine yedirememek: kendine yakıştıramamak, o şeyi yapmayı kendisi için
onur kırıcı, ağır bulmak."iki yüzlülüğü bir türlü nefsine yediremiyordu."

nefsini körletmek: birtakım yollarla iştah duygusunu dindirmek."nefsini körletmeden
iyi bir kul olamazsın."

ne güne duruyor?: "şimdi yapmazsa, ne vakit yapacak" anlamında kullanılır."gitsin
istesin kızı, daha ne güne duruyor?"

nefsini yenmek: arzularının, ihtiraslarının önüne geçebilmek.

ne günlere kaldık!: "eskiden daha iyiydi, vakit değişti, düzen ve usuller
başkalaştı, çok kötü günler geçiriyoruz" anlamında kullanılır.

ne hâli varsa görsün!: uyarılara, öğütlere kulak asmayan insanlar için "ne
yaparsa yapsın, beni ilgilendirmiyor" anlamında kullanılır.

ne idiği belirsiz: ne olduğu, meziyeti, soyu sopu, nereli olduğu bilinmeyen."ne
idiği belirsiz bir yığın insan hükümette yer almış."

ne mal olduğunu anlamak: asıl meziyetini, işe yaramaz oluşunu, kötü niyet
beslediğini anlamak."onun ne mal olduğunu şimdi anlarız."

ne mene: ne türlü, nasıl, ne çeşit?

ne od var ne ocak: aşırı yoksulluğu, geçim darlığını anlatmak için kullanılır.

ne oldum delisi olmak: beklemediği bir duruma yükselip şımarmak, ölçüsüz
hareketler yapmak."dikkat et, ne oldum delisi olan insanlar gibi olma."

ne olur: "yalvarırım, rica ederim, lütfen" anlamında kullanılır."ne olur
beni de götürün köye!"

ne olur ne olmaz: her ihtimale karşı, ne olacağı belli değil."şemsiyeni al,
ne olur ne olmaz, yağmura yakalanabilirsin."

ne pahasına olursa olsun: her türlü sıkıntı ve tehlikeyi göze alarak, ne
kadar büyük fedakârlık isterse istesin."ne pahasına olursa olsun ben bu işi bitireceğim."

nerede akşam orada sabah: "gece kalacağı bir yeri yok, neresi rast gelirse
orada kalıp yatar" anlamında kullanılır.

nereden nereye: 1. uzak, dolaylı bir ilişki ile. 2. şaşılacak şey, olacak
gibi değil!"nereden nereye, kim derdi ki biz karşılaşacağız!"

ne şiş yansın ne kebap: "iki taraf da korunsun, gücendirilmesin, ikisinin
de zarar görmeyeceği bir yol bulunsun" anlamında kullanılır.

ne tadı var ne tuzu: hoşa gidecek, zevk alınacak, beğenilecek bir şey değil."ne
tadı var ne tuzu yaptığım işin."

nevri dönmek: çok öfkelenmek, sinirlenip kızmak ve bu yüzden rengi değişmek."saygısızca
konuşmaya başlayınca nevri döndü, öfkeyle elini kaldırdı."

ne yardan geçer ne serden: istediği şey fedakârlığı gerektirdiği hâlde, fedakârlığa
yanaşmayan ama istediğinden de vazgeçmeyen kimseler için kullanılır.

ne yer ne yedirir: kimsenin yararlanmasını istemez, kendi de yararlanmaz.

neye uğradığını bilememek: beklenmedik bir durumla karşılaşıp hiçbir şey
yapamamak, şaşırıp kalmak."ocak birden alev alınca neye uğradığını bilemedi."

niyet etmek: bir şeyi yapmayı zihninde tasarlamak, düşünmek."ona hediye almaya
niyet etmişti."

niyeti bozuk: kötü bir davranışta bulunması beklenen, kötülük düşündüğü sezilen."niyeti
bozuk bunların, sakın ilişmeyin."

noktası noktasına: tastamam, eksiksiz, tamamen, birbiriyle tıpatıp tıpkı."noktası
noktasına hatırlıyorum o kavgayı."

not düşmek: yazılı metnin bulunduğu sayfanın bir köşesine, konuyla ilgili
birkaç cümle yazmak.

notunu vermek: kıymetini tespit etmek, ne nitelikte bir kişi olduğu konusunda
kanıya varmak."hâlâ notunu veremedin mi o adamın?"

nuh der peygamber demez: son derece inatçıdır, düşüncelerini bir türlü değiştirmez,
söylediklerinde ve inançlarında direnir.

nuh nebi`den kalma: çok eski modası geçmiş, köhnemiş (eşya, bina)."nuh nebi`den
kalma bir koltukta oturuyordu."

numara yapmak: bir hareketi yalandan yapmak, bir şeyi gerçekmiş gibi söyleyerek
karşısındakini aldatmak."ona öyle bir numara yapacağım ki şaşkına dönecek."

nur topu: gürbüz, sağlıklı, çok hoş ve temiz çocuklar için söylenir.

nutku tutulmak: korkudan, üzüntüden, heyecandan konuşamaz olmak."katili karşısında
görünce nutku tutuldu."



etiketler etiketler [4]

bilgi ara / www.bilgiara.com