bilgi ara

6 / 311 kategoride 93.524 konu hakkında bilgiler !

deyimler sözlüğü - u hakkında bilgi deyimler sözlüğü - u




ucu dokunmak: bir işten biri zarar görür olmak, söylenen bir söz birine zarar
vermek."o çubuğu kıracağım fakat ucu sana dokunacak diye kıramıyorum."

ucunu kaçırmak: çıkmaza girmek, denetimi elinden kaçırmak."işin ucunu kaçırdın,
oldu mu ya?"

ucu ortası belli olmamak: bir işe, söze nereden başlanacağı kestirilememek.

ucunda bir şey olmak: bir şeyde gizli bir amaç bulunmak."bu davranışının
ucunda bir şey var ama anlayamadım."

ucu ucuna: ancak yetişecek kadar."ip ucu ucuna geldi."

ucuz atlatmak: güç ve tehlikeli durumdan az bir zararla sıyrılmak."ucuz atlattık,
az kalsın uçuruma yuvarlanacaktık."

uçan kuşa borcu (borçlu) olmak: pek çok kişiye borçlu olmak."babanın uçan
kuşa borcu varmış diyorlar, doğru mu?"

uçan kuştan medet ummak: pek dertte bulunup, bu dertten kurtulmak için
her türlü çareye, olmadık yerlere başvurmak, yardım istemek.

uçsuz bucaksız: çok geniş."uçsuz bucaksız kırlarda dolaşmak istiyordum."

uçkuruna sağlam: namuslu, iffetine bağlı.

uç vermek: 1. baş vermek (çıban). 2. bitmek, sürmek (bitki). 3. gelişme,
büyüme başlangıcı göstermek. 4. bilinmeyeni açıklığa kavuşturucu belirtiler ortaya
çıkmak."ilk bahar geldi, dallar uç vermeye başladı."

ulu orta söz söylemek: bir şeyin aslını bilmeden, düşünüp tartmadan, çekinmeden,
açıktan açığa konuşmak."birden ayağa kalkıp ulu orta söz söylemeye başladı."

uma uma döndük muma: umut edilen, beklenilen şeyler gerçekleşmeyince hayal
kırıklığına uğrayan, kötü durumlara düşen, zayıflayıp gücünü yitiren insanlar için
söylenir.

umurunda olmamak: aldırış etmemek, önem vermemek.

ununu elemiş, eleğini asmış: yaşamda yapmak dilediklerini yapmış, geri kalan
ömrü süresince bundan böyle yapacak önemli bir işi kalmamış kimseler için söylenir.

utancından yere geçmek: çok utanmak, kimsenin yüzüne bakamayıp sanki saklanacak
yer aramak."çok mahçup olmuştu, utancından yere geçmek üzereydi."

uyku bastırmak: aşırı derecede uykusu gelmek, uyuma isteği duymak."yemekten
sonra bir uyku bastırır, kafamı kaldıramazdım."

uyku çekmek: rahat ve huzurlu bir biçimde çok uyumak."eve gidip şu şekilde bir
uyku çekeceğim."

uyku gözünden akmak: çok uykusu gelmek, göz kapakları kapanmak."iki gündür
yoldaydık, neredeyse hiç uyumamıştık, uyku gözlerimizden akıyordu."

uykusu kaçmak: 1. uyuması gerekirken gelişi hoş bir sebepten ötürü uyuyamamak.
2. bir problem yüzünden kaygılanmak, endişe duymak."uykusu kaçmış, yatakta bir o yana
bir beridir dönüp duruyordu."

uykusunu almak: gerektiği kadar uyumuş olmak."epeydir yatıyorsun, uykunu
almış olmalısın."

uyku tulumu: 1. uykuyu çok seven kimse, çok uyuyan. 2. içerisine girilerek yatılan
tulum şeklindeki yatak."uyku tulumu sen de, çabuk kalk!"

uykuya dalmak: rahat ve derin bir biçimde uyumak.

uyur uyanık: yarı uykulu."uyur uyanık ayakta nöbet tutmaya çalışıyordu."

uzağı (ileriyi) görmek: gelecekte ne olacağını sezmek, kestirmek."dedem uzağı
gören bir adamdı."

uzaktan uzağa: 1. alakası pek az olan. 2. çok uzaktan."uzaktan uzağa selâmlaşıyorduk
işte."

uzun boylu: 1. boyu uzun olan. 2. uzun müddet. 3. derinlemesine, ayrıntılarıyla."meselenin
üzerinde öyle uzun boylu durmadık."

uzun etmek: 1. nazlanmak, sözünde direnmek. 2. sözü uzatmak, tartışmayı sürdürmek.
3. aşırı gitmek."haydi uzun etme de gel benimle!"

uzun hikâye: pek çok detayları bulanan, anlatması uzun sürecek, anlatılmadan
da anlaşılamayacak olan olay ya da husus.

uzun lafın (sözün) kısası: özetle, kısaca, sözü uzatmayarak."uzun lafın kısası,
yazar gerçekçi olmalıdır."

uzun uzadıya: çok detaylı olarak, en ince noktalarına inerek."meseleyi
uzun uzadıya inceledik."



etiketler etiketler [4]

bilgi ara / www.bilgiara.com