gaddâr: hain, zalim.
gâdir: gadreden, hıyanet eden, fenalık eden.
gadr: hainlik, vefasızlık, zulüm, merhametsizlik, haksızlık.
gaflet: gafillik, boş bulunma, dalgınlık, ihtiyatsızlık.
gafûr: çok bağışlayan, çok affeden. (allah'ın adlarından biri)
gait: 1. insan pisliği, necaset, 2. çukur yer, düz ve geniş yer.
galat: yanlış, yanılma.
galebe-i ilmiyye: ilmî üstünlük.
galîz: çirkin, terbiye dışı, kaba, ağır.
galle: 1. gelir, varidat, ufak kasa. 2. zahire, mahsul, ekin.
gamgüsâr: gam ve kederi def eden, teselli veren.
gammaz: "gamz"dan. iftiracı, fitne koğucu. birine iftira ederek zarar veren kimse.
gamze: 1. göz kırpma, gözle işaret, nâz ile bakma, süzgün bakış. 2. çene veya yanak çukurluğu.
ganî: 1. zengin, 2. muhtaç olmayan. 3. bol, fazla.
ganîmet: savaşta düşmandan alınan mal.
gâr: mağara.
garam: aşk, sevda, şiddetli arzu.
garanik olayı: (bak: necm sûresi)
garaz: maksat, gaye, niyet.
gâr-i hıra: hıra mağarası.
garîza: yaratılıştan olan, huy.
gark: batmak, suda boğulmak.
garûr: aldatan, aldatıcı.
gâsık: gece, karanlık.
gayb: 1. gizli olan, gözle görülmeyen şey. 2. belirsiz, bilinmeyen şey.
gaybet (gıybet): 1. kaybolma. 2. aleyhinde bulunma, arkasından söyleme, çekiştirme dedikodu yapma.
gâyetü'l-gâye: en yeni derecede, hedeflenen son amaç.
gayr-i fıtrî: fıtrî olmayan. doğuştan olmayan.
gayr-i munsarif: cerr ve tenvin kabul etmeyen isim.
gayr-i müslim: müslüman olmayan.
gayz u kîn: hiddet ve kin.
gayz: hiddet, öfke, hınç.
gaza: din uğrunda kâfirlere karşı yapılan savaş, cihad.
gılaf: kılıç, kın, muhafaza.
gıll u gışş: şüphe ve tereddüt, kararsızlık. kin ve hile. hiyanet ve düşmanlık.
gılmân: hizmet gören delikanlılar. köleler, esirler.
gıtâ: örtü, örtülecek şey.
gil: kil, çamur, balçık.
girân: 1. ağır, sakil. 2. fenâ, kokmuş. 3. bıktırıcı, usandırıcı.
giriftâr: 1. tutulmuş, esir, yakalanmış. 2. düşkün.
girizgâh: 1. kaçacak yer, melce, 2. giriş.
gubâr: toz.
gubâr-âver: toz götüren. tozkoparan.
gubâr-ı hüzün: üzüntü dalgası, üzüntü tozları.
gufran: mağfiret, bağış.
gulşen u gülzâr: gül bahçesi ve gül tarlası.
gunne: şeddeli "nun" ile şeddeli "mim"in teğanni ile okunması.
gurbet: 1. tuhaflık, yabancılık. 2. yabancı memleket, yabancı diyar, vatan dışı, yâdel.
gurfe: oda, çadır, çardak, cumba.
gurre: 1. parlaklık, aklık. 2. atın alnındaki beyazlık. 3. arabi ayın ilk günü.
gurub: batma, batış.
gurub-i şems: güneşin batışı.
guzât: gâziler. düşmanla savaşmış islâm askerleri.
gürûh: cemaat, bölük, takım, topluluk, çete.