fâcir: 1. fücûr sahibi, fena huylu. günahkâr.
fâdıl-fâzıl: faziletli, fazilet sahibi, erdemli.
fadl-fazl: iyilik, fazilet, erdem.
fahr: övgü, şeref, böbürlenme.
fahr-i kâinat: kâinatın övgüsü, şerefi; hz. peygamber (s.a.v.)
fahşâ: 1. meşru olmayan cinsel ilişki, fuhuş. 2. zekatı az verme, tamahkârlık. 3. akla ve ahlâka ideal olmayan söz ve iş.
fâil: 1. işleyen, yapan. 2. te'sirli, etkili.
fâil-i muhtar: istediğini yapmakta serbest olan.
fakr: fakirlik, yoksulluk, züğürtlük.
fâriğ: 1. vazgeçmiş, çekilmiş. 2. rahat, âsûde. 3. boş, işini bitirmiş, işsiz.
farîza: 1. allah'ın emri, farz, vacip, gerek, vazife. 2. mirasçılardan her birine şer'an düşen hisse, pay.
fart-ı izdiham: fazla kalabalık.
fâruk: haklıyı haksızı ayırmakta pek mahir olan. hz. ömer'in sıfatlarından biri.
farz: 1. islâmiyette mazeret olmadıkça yapılması mecburi olan, terkedilmesi günah sayılan tanrı buyruğu. 2. zarurî, lüzumlu.
farz-ı ayn: kişinin bizzat yapması gereken farz. herkese farz olan.
farz-ı kifâye: bir kısım müslümanların yerine getirmesiyle diğerlerinden sakıt olan farz. cenaze namazı gibi.
fasâhat: hoş ve açık konuşma, uzdillilik, iyi söz söyleme yeteneği.
fâsık: allah'ın emirlerini tanımayan, günah işleyen.
fâsıla: 1. aralık, ara, bölme. 2. ayıran, bölen, kur'ân-ı kerim âyetlerinin sonları.
fâsid-fâside: 1. kötü, fena, yanlış, bozuk. 2. münafık, fesad çıkaran.
fasl: 1. detay, ayırma, kesinti, bölüm. 2. halletme, neticelendirme, kesip atma.
fâtır: yaratan, yaratıcı.
fazâil: insanda iyilik etmeye ve fenalıktan çekinmeye karşı sürekli ve değişmez istidatlar, hoş huylar.
fazilet: insanda iyilik etmeye ve fenalıktan çekinmeye olan sürekli ve değişmez istidat, hoş vasıf, iyi huy, erdem.
fazl u ihsân: cömertlik ve bağışta bulunmak.
fazl u kerem: bilginlere, faziletli kişilere yaraşır olgunluk ve cömertlik.
fazl u rahmet: faziletli kişinin lütfu, merhameti ve acıması.
fazl: 1. fazla, ziyade, bundan böyle, bâki. 2. fazlalık, üstünlük.
fazl-ı azîm: büyük değer, esasda var olan büyük nitelik.
febihâ: ne alâ, ne hoş.
fecr: fecir; sabaha karşı güneş doğmadan önce, ufkun aydınlığı, tan yerinin ağarması.
fecr-i sadık: (hakiki fecir) şafak sökme.
feda: 1. gözden çıkarma, uğruna verme. 2. kurban.
fehvâ: mânâ, anlam, mefhum, kavram, hüküm.
felâh: kurtuluş, selâmet, onma, mutluluk, kutluluk.
felâk: 1. tan vakti. 2. sabah aydınlığı.
felâsife: filozoflar, felsefe ile uğraşanlar, âlimler, bilginler.
felek: 1. gökyüzü, sema. 2. âlem, dünya. 3. talih, kader.
felekiyyât: gök ve heyet ilmine ilişkin şeyler, astronomik.
fena: 1. yok olma, yokluk. "beka"nın zıddı. (tasavvufta maddî varlıktan sıyrılıp hakka ulaşma). 2. iyi olmayan, kötü.
ferâşe: pervane (gece kelebeği).
ferc: 1. aralık, yarık, çatlak. 2. dişilerde üreme organı, avret.
ferik: 1. insan topluluğu, cemaat. 2. askerî kolordu kumandanı. 3. körpe, buğday tanesinin yarı olgunu, firik.
ferman: emir, buyruk, padişah tarafından verilen yazılı emir.
ferman-ı ilâhî: allah buyruğu.
ferş: 1. döşeme, yayma. 2. yayılan şey. 3. seccade, hasır, 4. yeryüzü, kır, sahra.
fesad: fenalık, kötülük, arabozuculuk. kargaşalık, karışıklık.
fesh: bozma, bozulma, dağıtma, dağılma, yürürlükten kalkma.
fetânet: fatinlik, zihin açıklığı, zihnin yaratılıştan bir şeyi çabuk ve iyi anlamak hususundaki istidadı, zeyreklik.
feth: 1. açma, açılma. 2. bir yeri savaşla ele geçirme.
feth-i mübin: açık ve parlak zafer.
fetiş: sahibine uğur getirdiğine ve tabiatüstü özellikler taşıdığına inanılan nesne veya hayvan.
fetret: 1. iki peygamber veya padişah arasında peygambersiz veya padişahsız geçen vakit. 2. iki vakıa arasındaki vakit.
fettah: 1. zafer kazanmış, üstün gelmiş. 2. fetheden, açan. 3. kullarının kapalı işlerini açan, cenab-ı hakk.
fettan: 1. fitne ve fesada teşvik eden, ayartan. 2. cazibeli, gönül alıcı, oynak kadın.
fevâhiş: 1. kötülükler. 2. fahişeler, kahpeler.
fevâid: faydalar, menfaatler, kârlar, kazançlar.
fevc: bölük, takım, cemaat.
feveran: 1. kaynama, galeyân etme. 2. damar, vurma, su fışkırtma.
fevk: üst, üst taraf, yukarı (maddî-manevî)
fevkalâde: âdetin üzerinde, duyulmadık, görülmedik, olağanüstü.
fevka'l-beşer: insanüstü.
fevka't-tabia: tabiatüstü.
fevren: çarçabuk, birden bire.
fevt: 1. bir daha ele geçmemek üzere kaybetmek, elden çıkarma, kaçırma, 2. ölüm.
fevz: galiplik, zafer, üstünlük, selamet, kurtuluş.
fevz-i azîm: büyük kurtuluş, büyük selamet, büyük başarı.
fey': savaşta elde edilen mal ve ganimet.
fey'üz ganâim: savaşta elde edilen mallar ve ganimetler.
feyyaz: feyiz, bereket ve bolluk veren. allah.
feyz: 1. suyun taşıp akması. 2. bolluk, fazlalık, gürlük. 3. ilim, irfan.
fezâ': korkma, dayanamama, ümitsizlik.
fezâ: uzay; ucu bucağı bulunmayan boşluk, kâinatın sonsuz genişliği.
fezâil: faziletler, meziyetler, üstün özellikler.
fezâil-i mütenevvia: türlü hüner, marifet ve meziyetler.
fezleke: hülâsa, sonuç, özet.
fıkh-ı hanefi: hanefî fıkhı.
fıkh-ı islâm: islâm fıkhı.
fıkıh-fıkh: 1. bir şeyi anlayıp bilme, 2. şeriat ilmi, şeriatın usül ve hükümleri, amelî ve şer'î meseleler bilgisi. hukuk bilgisi.
fırak: 1. tümenler, alaylar, bölükler. 2. partiler. 3. takımlar, kalabalıklar, ehl-i sünnet ve cemaatten ayrılan mezhepler.
fırak-ı islâmiyye: islâm fırkaları, mezhepleri.
fırka: 1. insan kalabalığı grubu. 2. tümen.
fırka-i nâciyye: selâmet yolunu bulmuş, müslüman grubu.
fısk u fücûr: sefahet ve günaha batma.
fısk: 1. hak yolundan çıkmak, allah'a karşı isyan etmek. 2. sefahete dalma, ahlâksızlık, gü-nahkârlık.
fıtra: fitre: ramazan'da bölünmeden verilmesi şer'ân vacip olan fıtr, sadaka.
fıtrat: yaratılış, huy, tabiat, mizaç.
fıtrat-ı muhammediye: hz. muhammed (s.a.v.)'in huyu, yaratılışı.
fî emrillâh: allah'ın emrinde.
fî sebilillah: allah yolunda, karşılık beklemeksizin.
fî: 1. içerisinde - de. 2. tarih bildirir.
fidâ: bir esiri kurtarmak için verilen şey, fidye.
fidye: can kurtarma karşılığı verilen akçe vesaire.
fiil-fi'l: 1. iş, kâr, amel, zaman geçtikçe ilgili olup mânâya yol açan kelime. 2. eylem.
fikr: 1. fikir, düşünce. 2. idrak, 3. zihin, akıl. 4. hatır.
fi'l-i hakiki: gerçek eylem, hakiki fiil.
fi'l-i ihtiyâri: yapılıp yapılmaması insanın kendi seçimine bağlı olan fiil.
fi'l-i kavlî: kavli fiil, sözle yapılan eylem.
firâk: 1. ayrılık, ayrılma. 2. hüzün, keder, sıkıntı.
firâset: 1. anlayışlı, çabuk seziş, 2. binicilik, at yetiştirme bilgisi. 3. yiğitlik, mertlik.
firâş: döşek, yatak, şilte, hasır, halı.
fir'avn: firavun, eski mısır hükümdarlarına verilen ünvan. 2. tanrılık iddiasında bulunduğu için hz. musa'nın mücadele ettiği mısır hükümdarı. 3. çok kibirli, gururlu ve inat adam, firavn.
fuad: kalp, yürek, gönül.
fuhş: 1. haddini aşma. 2. kötülük, namusa aykırı hareket.
fuhş-u kelâm: edep ve terbiye dışı söz.
fukahâ (fakih): fakihler, islâm hukukçuları, fıkıh âlimleri.
fukara: fakirler, yoksullar.
fukara-i müslimîn: müslüman fakirler.
fukara-i sâbirin: sabreden, dayanan, oruç açmayan fakirler.
furkan: 1. hak ile batılı ayırmak, iyi ile kötüyü ayırd etmek. 2. kur'ân-ı kerim'in adlarından biri.
fusûl: 1. fasıllar, mevsimler. 2. bölümler, kısımlar.
fülân: belirsiz bir şey, filan.
fünûn: 1. nev'iler, çeşitler, sınıflar, tabakalar. 2. hünerler, sanatlar, ilimler, fenler.
fünûn-ı tabiiyye: tabiat ilminin türleri.
fürs ü rûm: iran ve anadolu.
fürs: 1. farslılar, fars milleti. 2. eski iran.
fürû': dallar, budaklar, ayrıntılar.
fütuhât: fetihler, zaferler.
fütûr: zayıflık, gevşeklik, bezginlik, endişe.