câfî: cefâ çektiren, eziyet eden.
câh: itibar, makam, mevki.
câhiliyye: kelime olarak cahilliğe ilişkin mânâsına gelir. terim olarak islâmiyetten önceki putperest dönemi ifade eder.
cahîm: cehennem.
câil: "ceale" kökünden yaratıcı, yapıcı.
câilu'n-nûr: nûr'un yaratıcısı.
câize: armağan, övücü şiirleri için eskiden şairlere devlet büyükleri veya aşiret büyükleri tarafından verilen para veya mal.
ca'l: yapma, meydana getirme, yaratma.
ca'lî: sahte, yapmacıklı, düzme.
câlib-i dikkat: ilgi alımlı.
câmi: 1. toplayan, derleyen. 2. içinde namaz kılınan ve mescidden büyük olan ibadethane.
câmid: 1. donmuş, sabit. 2. gelişmeyen, gelişme yeteneği olmayan.
cânib: cihet, yön, taraf, yan.
câriye: 1. savaşta gayr-i müslimlerden esir olarak alınan kız ve kadınlar. 2. hizmetçi kız.
cây-i işkâl: zorluk, güçlük, müşkülât noktası.
câzibe: cezbeden, çeken, yer çekimi.
câzibe-i fâniye: geçici hoşluk, fânî hoşluk.
câzibe-i mutlaka: 1. mutlak alımlı kuvvet. 2. yegane alımlı kuvvet. 3. geçici güzelliğin zıddı olan ebedî hoşluk.
câzibe-i umûmiyye kanunu: yerçekimi kanunu.
cebâbire: cebredenler, zorbalar, zâlimler.
cebbâr: 1. ilâhî isimlerdendir. dilediğini yapan, kudret ve güç sahibi allah. 2. zalim, müstebit kişi. 3. gökyüzünün güneyinde bulunmakta olan bir yıldız kümesi.
cebbârâne: cebbârcasına, zorbalıkla.
cebel: dağ.
cebr u ikrah: zorlama ve basınç yapma.
cebr-i mahz: sırf cebir, mutlak cebir.
cebriyye: cüz'î iradeyi inkâr eden mezhep.
cedid: yeni.
cehd: çalışma, çabalama.
cehele: cahiller.
cehl u dalâlet: cehalet ve sapıklık.
cehl: bilmezlik, cehalet.
cehr: açıktan söyleme, açık olarak okuma.
celâdet: kahramanlık, yiğitlik.
celâl: büyüklük, ululuk. zü'l-celâl: celâl sahibi allah.
celâl-i kibriyâ: allah'ın büyüklüğü.
celb-i maslahat: iyilik, dirlik ve düzeni sağlayıcı, fayda getirici.
celb-i menfaat: menfaat celbedici, alımlı, fayda sağlayıcı.
celde: kamçı ile vücuda vuruşlardan her bir vuruş. (fıkhî ıstılah)
celî: aşikar, belli, parlak, açık.
cem u tevfik: toplama ve uygunlaştırma, uzlaştırma.
cemaat: topluluk, imam arkasında namaz kılan topluluk.
cemaat-ı nâciye: 1. cehennemden kurtulacak ehl-i sünnet cemaatı. 2. selâmete, kurtuluşa erecek cemaat.
cemâdât: cansızlar.
cemâl: 1. allah'ın lütf ve ihsan sıfatıyla tecellisi. 2. yüz güzelliği.
cemâl-i hak: allah'ın güzelliği ki, müminler cennette onu temaşa edeceklerdir.
cemâlullah: 1. allah'ın cemâlı, allah'ın güzelliği. 2. allah'ın lütfu ihsaniyle tecellisi.
cemel: deve.
cem'-i kıllet: arapça'da türlü vezinlerde cemileri olan isimlerin, bu cemilerinden dokuzdan aşağı mahsus olanları.
cem'i mahlukât: tüm yaratıklar.
cemm-i gafîr: büyük cemaat, insan kalabalığı.
cenâbet: 1. gusül abdesti almayı gerektiren durum. 2. gusül gerektiği halde henüz gusül yapmamış kimse.
cenah: 1. yan taraf, cihet. 2. kol, pazu. 3. kanat, kuş kanadı.
cennatu'n-naîm: naîm cennetleri, nimetlerle dolu olan cennetler.
cerad: "cerâde"nin çoğulu. 1. çekirgeler. 2. yağmacılar.
cerh: yaralama, yaralatma, çürütme.
cerime: "cürm"ün çoğulu. suçlar, günahlar.
ceste ceste: bölüm bölüm, yavaş yavaş.
cevad-ı mutlak: koşula bağlı olmaksızın çok ihsanda bulunmakta olan, cömertlik eden cenab-ı allah.
cevahir: cevherler, çok değerli olan şeyler.
cevâmiu'l-kelim: kelimeler topluluğu.
cevârih: "cerh"den yaralayanlar, yırtıcı hayvanlar, yırtıcı kuşlar.
cevaz: izin, müsaade, caiz olma.
cevelan: dolaşma, gezme.
cevf: 1. boşluk, oyuk, çukur. 2. orta yarı.
cevher: 1. varlığı için başkasına muhtaç olmayan. 2. bir şeyin özü.
cevr ü zulm: ezâ ve zulüm.
cevr: ezâ, eziyet, haksızlık, sitem.
ceyb: yakanın göğüs üstündeki açık yeri.
ceyş-i usret: zorluk ordusu.
ceyyid: iyi, hoş, güzel.
cezâlet: rekaketsizlik, peltek kekeme veya pepe olmayış.
cezîretü'l-arab: arap yarımadası.
cezm: 1. kesin karar, niyet. 2. kesme, katı.
cibayet: câbîlik, vergi, gelir toplama.
cibilliyet: huy, yaratılış.
cibril: dört büyük melekten biri, vahiy meleği olan cebrail.
cibt ve tagut: haç ve put. allah'tan başka canlı cansız mabut edinilmiş şeyler.
cîd: boyun.
cidd: 1. bir işi gerçekten çalışıp işleme. 2. ciddilik.
cîfe: lâşe, leş.
cihad: 1. islâm için düşmanla yapılan maddî, manevî savaş. 2. nefisle yapılan her türlü mücadele.
cihad-ı ekber: 1. büyük savaş. 2. benlikle savaş.
cihanşümûl: cihânı içerisine alan.
cihaz: 1. çeyiz ve avadanlık. 2. cenazenin kaldırılması için lazım olan eşya.
cihet: yön, taraf.
cim secâvendi: kur'ân-ı kerim'deki durma yerlerinden biri. bu secâvendde durmak veya geçmek caizdir.
cima: insanların cinsî münasebetleri.
cinâs: münasebet, benzeyiş. pekçok mânâlara yorulabilen söz. imalı, telmihli söz. telaffuzu tıpkı anlamı ayrı olan kelimelerin bir söz içerisinde kullanılması.
cinnet: delilik, çılgınlık.
cins-i karîb: yakın cins.
cirm: 1. cisim. 2. büyüklük, hacim cirmi ne kadardır?
cisr: köprü.
cisr-i cehennem: cehennem köprüsü.
cizye: müslüman olmayan teb'a-dan alınan vergi.
cûd: cömertlik. karşılık beklemeden yapılan cömertlik.
cûdi: şırnak şehrinin 6 kilometre güney doğusunda bulunmakta olan büyük bir dağ.
cuhûd: çıfıt, yahudi.
cumhûr: halk, kalabalık, ahâlî, çoğunluk.
cumhûr-i müfessirîn: müfessirler topluluğu, müfessirlerin çoğunluğu.
cumhûr-i ukalâ: akıllılar topluluğu. akıl sahiplerinin hepsi.
cüderî: çiçek hastalığı.
cümle-i ismiyye: isim cümlesi.
cümle-i mu'tarıza: parantez içerisinde bulunmakta olan cümle, açıklayıcı mahiyetteki cümle. ara cümlecik.
cümle-i vecîze: kısa ve öz söz.
cünah: günah.
cünd: asker, asker topluluğu.
cünûd: askerler.
cünüb: gusül abdesti gerekmiş kimse.
cüz-i maksûm: bölünmüş parça.
cüz'i: az miktar, bir parça.