bab: 1. kapı. 2. fasıl, bölüm.mine'l-bab ile'l-mihrab: kapıdan mihraba dek, baştan sona kadar.
bâdiye: kır, ova, sahra, çöl.
bâgî: âsi, baş kaldırmış, haksızlık eden.
bağçe: bahçe.
bağteten: ansızın, zulüm, isyan.
bağy: azgınlık, zulüm, isyan.
bahıyre: cahiliyye devrinde beş batın doğuran devenin beşinci yavrusu erkek olursa kulağı yarılır ve salıverilirdi. bundan böyle hiç bir işte kullanılmayan bu deveye bu ad verilirdi.
bâhil: 1. işsiz, avare, başı boş. 2. yularsız deve.
bahîl: cimri, tamahkâr.
bâhir: 1. yalancı, ahmak. 2. ekin sulayıcı, sulayan. 3. belli, açık. 4. ışıklı, parlak, hoş.
bâhire: 1. çok koşan cins deve. 2. dikenli ağaç.
bahr ü berr: deniz ve kara.
bahş: bağış, ihsan.
bâin: dibi geniş kuyu, bostan kuyusu.
bâis: 1. sebep olan, gerektiren. 2. gönderen. 3. tekrardan yaratan.
bakar: sığır, öküz, manda cinsleri.
bakara: 1. sığır, inek. 2. kur'ân-ı kerim'in ikinci sûresi: bu sûrede yahudilere bir inek kurban etmeleri emredilip bu konuda geniş bilgi verildiğinden, sûre bu adı almıştır.
bakiyye: artan, bundan böyle, geri kalan.
bâliğ: 1. erişmiş, vâsıl olmuş, son mertebeyi bulan. 2. yekûn.
bâp: (bak: bâb)
bâr: 1. allah. 2. yemiş, meyva. 3. yük, ağırlık. 4. yağdıran, serpen, döken.
bârid: 1. soğuk. 2.letafetten uzak nâhoş.
bâriz: açık, belli, âşikâr, zâhir.
ba's: 1. gönderme, yollama, gönderilme. 2. allah'ın bir peygamberi, hak dinine davete memur buyurması. 3. dirilme veya diriltme.
basar: 1. görme, görüş, görme kabiliyeti. 2. zihnî algı.
bâsir: gören, görüp anlayan, ferasetli, zeki.
basîret: doğru görüş, gönül gözü ile görme, uyanıklık.
bast: 1. yayma, açma. 2. bilhassa hurufilikte cezbe ve tefekkür içerisinde kendinden geçmeyi ifade eder.
bâtın: 1. iç, içyüz, gizli, sır, derunî. 2. allah'ın isimlerinden.
batn: karın, kuşak, nesil.
bâyin: aralayıcı, ayıran, ayırıcı özellik.
ba'z: bir şeyin bir bölümü,bir parçası, bazısı.
bed nazar: kötü bakış.
bed: kötü, çirkin, işe yaramaz.
bedâ'-beda'at: hoşluk, yenilik, bediilik.
bedâhet: 1. açıklık, bellilik. 2. ansızın ortaya çıkma.
bedâyi': icat edilmiş hoş şeyler. sanat eserleri.
bedbaht: talihi kötü olan, talihsiz.
bed-bin: her şeyi kötü gören, kötümser.
bedel: 1. değer, kıymet. 2. başkasının parası ile onun yerine hacca giden kimse yerine geçen.
bedel-i ba'z: geniş anlamlı bir sözün bir kısmına yapılan açıklama.
bedel-i iştim'âl: geniş ve genel anlamlı bir sözün bir noktasını açıklayan cümle.
bedel-i küll: kapalı bir söze tüm yönleriyle yapılan açıklama.
bedevî: çölde çadırda yaşayan göçebe, çöllü, arap göçebesi.
bedia: 1. yaratma. 2. estetik değeri yüksek, sanat eseri, eşine az karşılaşılan hoş.
bedihi: 1. ispat gerekmeyecek biçimde açık. 2. akla kendiliğinden gelen.
bediî: hoş, beğenilen, sanatlı söz.
bedr-bedir: 1. dolunay, ayın ondördü. 2. mekke ile medine arasında bulunmakta olan bedir gazasının yapıldığı yer.
bed-tahrir: kötü yazı.
beha-baha: 1. hoşluk, süs, pırıltı. 2. kıymet, değer, bedel.
behaim: 1. dört ayaklı hayvanlar. 2. suriye'de bir sıradağ.
behçet: hoşluk, güleryüzlülük, sevinç.
behime-i en'am: deve, sığır, koyun gibi dört ayaklı hayvanlar.
behimî: hayvana yakışır tarzda, hayvanlık.
beis-be's: 1. zarar, ziyan. 2. korku, azap, sıkıntı, fenalık. 3. kuvvet, kudret.
beka: devam, sebat, evvelki hal üzere kalmak, ölmezlik, ebedilik.
beka-yı ervah: ruhların kalıcılığı, sürekliliği.
beka-yı ruh: ruhun kalıcılığı, ölmezliği.
belagat ü fesahat: tam yerinde açık ve hoş söz söyleme.
belagat: iyi konuşma, sözle inandırma kabiliyeti ve sanatı, uzdillik.
beliğ: 1. açık, düzgün söz söyleyen. 2. hoş, sanatlı söz. belâ-gatli.
benâm: namlı, tanınmış, meşhur.
benan: parmak ucu.
benî israil: israiloğulları, yahudiler.
beraat: 1. temizlik, arılık. 2. olgunluk, hoşluk.
bera'ât-ı istihlâl: söze hoş ve etkili başlangıç.
berekât: bolluklar, uğurlar, hayırlar.
berekât-ı kelâmullah: allah kelâmının verdiği feyizler, bolluklar, uğurlar.
ber-hayat: sağ, diri, yaşayan.
berî: sâlim, kurtulmuş, temiz temizlenmiş.
beri: yakın mesafe, ötenin zıddı.
berk: 1. şimşek, parıltı, kıvılcım. 2. sert, katı.
berr: 1. doğru sözlü, hayır işleyen kimse. 2. kara, toprak.
ber-taraf: bir yana atılan, ortadan kalkan. bertaraf etmek: ortadan kaldırmak, yok etmek.
berzah âlemi: ruhlar âlemi.
berzah: 1. iki şey arasındaki mesafe, aralık. 2. can sıkıcı. 3. ince uzun kara parçası. 4. dünya. 5. ruhların kıyamete kadar bulunacakları yer.
bes: yeter, yetişir, tamam, kâfi, çok.
be's: zarar, ziyan, azap, şiddet, fenalık.
beşâret: müjde, muştu, iyi haber.
beşâret-âver: müjdeci, iyi haber getiren.
beşer: insan, tüm insanlar, ebu'l-beşer: insanlığın babası, hz. âdem.
beşeriyyet: 1. insanlık. 2. insanın yaratılış özellikleri.
beşir: 1. müjdeci, iyi haber getiren,güleryüzlü. 2. hıristiyan araplar'da incil yazan veya hıristiyanlık akidelerini telkin eden kimse. 3. peygamberimizin bir vasfı.
bey': satma, satılma, satış.
beyan ilmi: belâgat ilminin,hakikat, mecaz, kinaye, teşbih ve istiare gibi konularından bahseden bölümü.
beyân: anlatma, açıklama sanatı.
beyn: aralık, arasında, arada.
beynûnet: 1. iki şey arasındaki mesafe, aralık. 2. ihtilaf, anlaşmazlık, ara açıklığı.
beyt: ev, mesken, oda, oba.
beyt-i atik: eski ev, kâbe.
beyt-i mamur: kâbe'nin tam üstünde yedinci kat gökte bulunmakta olan ve melekler tarafından tavaf edilen bir köşk.
beytullah: allah'ın evi, kâbe, insan kalbi.
beytûtet: geceleme, bir yerde geceyi geçirme.
beytü'l-makdis: mukaddes ev, mescid-i aksa, kudüs'teki büyük camii.
beyyin: belli, açık, âşikar.
beyyinât: açık, belli şeyler.
beyyine: 1. delil, şahit. 2. kur'ân'ın 97. sûresi.
beyzâ: 1. çok beyaz. 2. demirden savaşçı başlığı. 3. yumurta.millet-i beyzâ: beyaz millet, müslümanlar.
bezl: bol bol verme.
bîa-biyat: birinin hakimiyetini kabul etmek, emirlerine uyacağına söz vermek.
biat olunmak: birine itaat edilmek, hükmüne girmek.
bid'at: 1. sonradan ortaya çıkan şey. 2. islâm'da peygamberimizden sonra ortaya çıkan farklı âdetler.
bid'at-ı hasene: beğenilebilir, hoş yenilikler.
bid'at-ı seyyie: kötü yenilikler.
bidâyet: başlama, başlangıç.
bidayeten: başlangıçta, ilkin.
biizn-i hüda: allah'ın izni ile.
bîkarar: 1. kararsız. 2. rahatsız.
bikr: dokunulmamış, bekâret, bâ-kire.
bikr-i fikr: hiç söylenmemiş, yeni fikir.
bilâ bedel: bedelsiz, karşılıksız.
bilâ kayd ü şart: kayıtsız koşulsuz.
bilâ: ... sız.
bilad: beldeler, şehirler, memleketler, kasabalar.
bilâd-i arab: arab ülkeleri.
bilafasıla: fasılasız, aralıksız.
bilâh: arkaları büyük olan kadınlar.
billur: 1. duru, kristal. 2. necef taşı.
bin: oğul.bin mehmed: mehmed'in oğlu.
bina: 1. yapı, ev. 2. yapma, kurma. 3. göz, gören, görücü.
binaen ala zâlik: bunun üstüne, bundan dolayı.
binaen: ...den dolayı, ...den ötürü.
binâenaleyh: ondan dolayı, onun üstüne, şu halde.
birr: iyilik, hoşluk, hayır, anaya babaya itaat. 2. dininde ibadetinde güçlü olan. 3. bağışta bulunma.
bi'set: gönderme.
bi'set-i muhammediye: hz. muhammed (s.a.v.)'in peygamberlikle görevlendirilmesi.
bi'set-i nebeviyye: peygamberin, peygamberlikle gönderilişi.
bu'd: uzaklık, aralık, boyut.
bu'd-i mesafe: gidilen yolun mesafesi.
buğz: düşmanlık duyma, nefret, kin.
buğzetmek: kin gütmek, düşman olmak.
buhûl: cimrilik, tamahkârlık.
buk'a: 1. ülke, yer. 2. büyük bina. 3. benek, leke.
burak: peygamberimizin mirac gecesi bindiği binek.
burc: 1. kale, yüksek bina. 2. gelişi güzel bir biçimi belirten ve özel ad alan sâbit yıldızlar topluluğu, galaksi. 3. güneşin girip çıktığı on-iki burçtan her biri: yengeç, kova, akrep.
burc-i âbî: suya ilişkin burçlar: yengeç, akrep, balık.
burc-i bâdî: havaya ilişkin burçlar: ikizler, terazi kova.
bühtan etmek: iftira etmek.
bühtan: yalan, iftira, birine işlemediği suçu yükleme.
bülega: belegat sahipleri, düzgün ve hoş konuşanlar, beliğ olanlar.
bülega'-i beşer: belegat ilmi mütehassısları.
bülegâ-i ulemâ: belagat bilginleri ve âlimler.
bülûğ: 1. erginlik, olgunluk çağına girme, yetişme. 2. yaklaştırma.
bünüvvet: oğulluk, evlatlık.
bünyân: yapı, bina, bir şeyin yapısı.
bünyan-ı mersus: birbirine lehimlenmiş, kenetlenmiş yapı.
bürhan: kesin delil, hüccet.