bilgi ara

6 / 311 kategoride 93.524 konu hakkında bilgiler !

osmanlıca sözlük - b hakkında bilgi osmanlıca sözlük - b




bab: 1. kapı. 2. fasıl, bölüm.mine'l-bab ile'l-mihrab: kapıdan mihraba dek, baştan sona kadar.

bâdiye: kır, ova, sahra, çöl.


bâgî: âsi, baş kaldırmış, haksızlık eden.

bağçe: bahçe.

bağteten: ansızın, zulüm, isyan.

bağy: azgınlık, zulüm, isyan.

bahıyre: cahiliyye devrinde beş batın doğuran devenin beşinci yavrusu erkek olursa kulağı yarılır ve salıverilirdi. bundan böyle hiç bir işte kullanılmayan bu deveye bu ad verilirdi.


bâhil: 1. işsiz, avare, başı boş. 2. yularsız deve.

bahîl: cimri, tamahkâr.

bâhir: 1. yalancı, ahmak. 2. ekin sulayıcı, sulayan. 3. belli, açık. 4. ışıklı, parlak, hoş.

bâhire: 1. çok koşan cins deve. 2. dikenli ağaç.

bahr ü berr: deniz ve kara.


bahş: bağış, ihsan.

bâin: dibi geniş kuyu, bostan kuyusu.

bâis: 1. sebep olan, gerektiren. 2. gönderen. 3. tekrardan yaratan.

bakar: sığır, öküz, manda cinsleri.

bakara: 1. sığır, inek. 2. kur'ân-ı kerim'in ikinci sûresi: bu sûrede yahudilere bir inek kurban etmeleri emredilip bu konuda geniş bilgi verildiğinden, sûre bu adı almıştır.


bakiyye: artan, bundan böyle, geri kalan.

bâliğ: 1. erişmiş, vâsıl olmuş, son mertebeyi bulan. 2. yekûn.

bâp: (bak: bâb)

bâr: 1. allah. 2. yemiş, meyva. 3. yük, ağırlık. 4. yağdıran, serpen, döken.

bârid: 1. soğuk. 2.letafetten uzak nâhoş.


bâriz: açık, belli, âşikâr, zâhir.

ba's: 1. gönderme, yollama, gönderilme. 2. allah'ın bir peygamberi, hak dinine davete memur buyurması. 3. dirilme veya diriltme.

basar: 1. görme, görüş, görme kabiliyeti. 2. zihnî algı.

bâsir: gören, görüp anlayan, ferasetli, zeki.

basîret: doğru görüş, gönül gözü ile görme, uyanıklık.


bast: 1. yayma, açma. 2. bilhassa hurufilikte cezbe ve tefekkür içerisinde kendinden geçmeyi ifade eder.

bâtın: 1. iç, içyüz, gizli, sır, derunî. 2. allah'ın isimlerinden.

batn: karın, kuşak, nesil.

bâyin: aralayıcı, ayıran, ayırıcı özellik.

ba'z: bir şeyin bir bölümü,bir parçası, bazısı.


bed nazar: kötü bakış.

bed: kötü, çirkin, işe yaramaz.

bedâ'-beda'at: hoşluk, yenilik, bediilik.

bedâhet: 1. açıklık, bellilik. 2. ansızın ortaya çıkma.

bedâyi': icat edilmiş hoş şeyler. sanat eserleri.


bedbaht: talihi kötü olan, talihsiz.

bed-bin: her şeyi kötü gören, kötümser.

bedel: 1. değer, kıymet. 2. başkasının parası ile onun yerine hacca giden kimse yerine geçen.

bedel-i ba'z: geniş anlamlı bir sözün bir kısmına yapılan açıklama.

bedel-i iştim'âl: geniş ve genel anlamlı bir sözün bir noktasını açıklayan cümle.


bedel-i küll: kapalı bir söze tüm yönleriyle yapılan açıklama.

bedevî: çölde çadırda yaşayan göçebe, çöllü, arap göçebesi.

bedia: 1. yaratma. 2. estetik değeri yüksek, sanat eseri, eşine az karşılaşılan hoş.

bedihi: 1. ispat gerekmeyecek biçimde açık. 2. akla kendiliğinden gelen.

bediî: hoş, beğenilen, sanatlı söz.


bedr-bedir: 1. dolunay, ayın ondördü. 2. mekke ile medine arasında bulunmakta olan bedir gazasının yapıldığı yer.

bed-tahrir: kötü yazı.

beha-baha: 1. hoşluk, süs, pırıltı. 2. kıymet, değer, bedel.

behaim: 1. dört ayaklı hayvanlar. 2. suriye'de bir sıradağ.

behçet: hoşluk, güleryüzlülük, sevinç.


behime-i en'am: deve, sığır, koyun gibi dört ayaklı hayvanlar.

behimî: hayvana yakışır tarzda, hayvanlık.

beis-be's: 1. zarar, ziyan. 2. korku, azap, sıkıntı, fenalık. 3. kuvvet, kudret.

beka: devam, sebat, evvelki hal üzere kalmak, ölmezlik, ebedilik.

beka-yı ervah: ruhların kalıcılığı, sürekliliği.


beka-yı ruh: ruhun kalıcılığı, ölmezliği.

belagat ü fesahat: tam yerinde açık ve hoş söz söyleme.

belagat: iyi konuşma, sözle inandırma kabiliyeti ve sanatı, uzdillik.

beliğ: 1. açık, düzgün söz söyleyen. 2. hoş, sanatlı söz. belâ-gatli.

benâm: namlı, tanınmış, meşhur.


benan: parmak ucu.

benî israil: israiloğulları, yahudiler.

beraat: 1. temizlik, arılık. 2. olgunluk, hoşluk.

bera'ât-ı istihlâl: söze hoş ve etkili başlangıç.

berekât: bolluklar, uğurlar, hayırlar.


berekât-ı kelâmullah: allah kelâmının verdiği feyizler, bolluklar, uğurlar.

ber-hayat: sağ, diri, yaşayan.

berî: sâlim, kurtulmuş, temiz temizlenmiş.

beri: yakın mesafe, ötenin zıddı.

berk: 1. şimşek, parıltı, kıvılcım. 2. sert, katı.


berr: 1. doğru sözlü, hayır işleyen kimse. 2. kara, toprak.

ber-taraf: bir yana atılan, ortadan kalkan. bertaraf etmek: ortadan kaldırmak, yok etmek.

berzah âlemi: ruhlar âlemi.

berzah: 1. iki şey arasındaki mesafe, aralık. 2. can sıkıcı. 3. ince uzun kara parçası. 4. dünya. 5. ruhların kıyamete kadar bulunacakları yer.

bes: yeter, yetişir, tamam, kâfi, çok.


be's: zarar, ziyan, azap, şiddet, fenalık.

beşâret: müjde, muştu, iyi haber.

beşâret-âver: müjdeci, iyi haber getiren.

beşer: insan, tüm insanlar, ebu'l-beşer: insanlığın babası, hz. âdem.

beşeriyyet: 1. insanlık. 2. insanın yaratılış özellikleri.


beşir: 1. müjdeci, iyi haber getiren,güleryüzlü. 2. hıristiyan araplar'da incil yazan veya hıristiyanlık akidelerini telkin eden kimse. 3. peygamberimizin bir vasfı.

bey': satma, satılma, satış.

beyan ilmi: belâgat ilminin,hakikat, mecaz, kinaye, teşbih ve istiare gibi konularından bahseden bölümü.

beyân: anlatma, açıklama sanatı.

beyn: aralık, arasında, arada.


beynûnet: 1. iki şey arasındaki mesafe, aralık. 2. ihtilaf, anlaşmazlık, ara açıklığı.

beyt: ev, mesken, oda, oba.

beyt-i atik: eski ev, kâbe.

beyt-i mamur: kâbe'nin tam üstünde yedinci kat gökte bulunmakta olan ve melekler tarafından tavaf edilen bir köşk.

beytullah: allah'ın evi, kâbe, insan kalbi.


beytûtet: geceleme, bir yerde geceyi geçirme.

beytü'l-makdis: mukaddes ev, mescid-i aksa, kudüs'teki büyük camii.

beyyin: belli, açık, âşikar.

beyyinât: açık, belli şeyler.

beyyine: 1. delil, şahit. 2. kur'ân'ın 97. sûresi.


beyzâ: 1. çok beyaz. 2. demirden savaşçı başlığı. 3. yumurta.millet-i beyzâ: beyaz millet, müslümanlar.

bezl: bol bol verme.

bîa-biyat: birinin hakimiyetini kabul etmek, emirlerine uyacağına söz vermek.

biat olunmak: birine itaat edilmek, hükmüne girmek.

bid'at: 1. sonradan ortaya çıkan şey. 2. islâm'da peygamberimizden sonra ortaya çıkan farklı âdetler.


bid'at-ı hasene: beğenilebilir, hoş yenilikler.

bid'at-ı seyyie: kötü yenilikler.

bidâyet: başlama, başlangıç.

bidayeten: başlangıçta, ilkin.

biizn-i hüda: allah'ın izni ile.


bîkarar: 1. kararsız. 2. rahatsız.

bikr: dokunulmamış, bekâret, bâ-kire.

bikr-i fikr: hiç söylenmemiş, yeni fikir.

bilâ bedel: bedelsiz, karşılıksız.

bilâ kayd ü şart: kayıtsız koşulsuz.


bilâ: ... sız.

bilad: beldeler, şehirler, memleketler, kasabalar.

bilâd-i arab: arab ülkeleri.

bilafasıla: fasılasız, aralıksız.

bilâh: arkaları büyük olan kadınlar.


billur: 1. duru, kristal. 2. necef taşı.

bin: oğul.bin mehmed: mehmed'in oğlu.

bina: 1. yapı, ev. 2. yapma, kurma. 3. göz, gören, görücü.

binaen ala zâlik: bunun üstüne, bundan dolayı.

binaen: ...den dolayı, ...den ötürü.


binâenaleyh: ondan dolayı, onun üstüne, şu halde.

birr: iyilik, hoşluk, hayır, anaya babaya itaat. 2. dininde ibadetinde güçlü olan. 3. bağışta bulunma.

bi'set: gönderme.

bi'set-i muhammediye: hz. muhammed (s.a.v.)'in peygamberlikle görevlendirilmesi.

bi'set-i nebeviyye: peygamberin, peygamberlikle gönderilişi.


bu'd: uzaklık, aralık, boyut.

bu'd-i mesafe: gidilen yolun mesafesi.

buğz: düşmanlık duyma, nefret, kin.

buğzetmek: kin gütmek, düşman olmak.

buhûl: cimrilik, tamahkârlık.


buk'a: 1. ülke, yer. 2. büyük bina. 3. benek, leke.

burak: peygamberimizin mirac gecesi bindiği binek.

burc: 1. kale, yüksek bina. 2. gelişi güzel bir biçimi belirten ve özel ad alan sâbit yıldızlar topluluğu, galaksi. 3. güneşin girip çıktığı on-iki burçtan her biri: yengeç, kova, akrep.

burc-i âbî: suya ilişkin burçlar: yengeç, akrep, balık.

burc-i bâdî: havaya ilişkin burçlar: ikizler, terazi kova.


bühtan etmek: iftira etmek.

bühtan: yalan, iftira, birine işlemediği suçu yükleme.

bülega: belegat sahipleri, düzgün ve hoş konuşanlar, beliğ olanlar.

bülega'-i beşer: belegat ilmi mütehassısları.

bülegâ-i ulemâ: belagat bilginleri ve âlimler.


bülûğ: 1. erginlik, olgunluk çağına girme, yetişme. 2. yaklaştırma.

bünüvvet: oğulluk, evlatlık.

bünyân: yapı, bina, bir şeyin yapısı.

bünyan-ı mersus: birbirine lehimlenmiş, kenetlenmiş yapı.

bürhan: kesin delil, hüccet.



etiketler etiketler [4]

bilgi ara / www.bilgiara.com