bilgi ara

6 / 311 kategoride 93.524 konu hakkında bilgiler !

osmanlıca sözlük - i hakkında bilgi osmanlıca sözlük - i




ibâd: kullar.

ibâdü'r-rahmân: allah'ın kulları.

ibâhe: 1. mübah olmak. 2. ateş söndürme.

ibdâ: 1. meydana getirme. 2. yaratma.


ibkâ: "bekâ"dan: sürekli kılmak.

ibkâm: susturma, bir tartışmada ağız açamıyacak hale getirme.

ibn: oğul.

ibnullah: allah'ın oğlu. hıristiyanlar hz. isa'ya ibnullah derler.

ibrâ: bağışlanma, temize çıkma, aklanma.


ibret-engiz: ibret verici.

ibtidâ: başlangıç, baş taraf.

ibtidâ-i kıraat: ilk okuma. okumaya başlama.

ibtilâ: belaya uğramak, musibete düşmek, kötü şeye düşkünlük.

icâbet: 1. kabul etme. 2. muvafakat etme.


icâd u ibdâ: yapma ve yaratma.

i'câz: 1. aciz bırakma. 2. mucize göstererek muhatabı cevap veremez duruma düşürme. 3. aciz bırakma.

icâz: 1. sözü kısa söyleme. 2. az sözle çok mânâ anlatma.

icbâr: zorlama, cebretme.

icl: dana, buzağı.


icmâ: dağınık şeyleri bir araya getirme, toplama.

icmâ-ı ümmet: büyük fakihlerin dinle ilgili bir konuda görüş birliğinde olmaları.

icmâl: kısaltma, ihtisar, özet.

ictimagâh: toplantı yeri.

ictinâb: çekinme, sakınma.


idâre-i kelâm: sözü olası mertebe yürütmek, işi idare etmek.

iddet: bekleme müddeti. islâm hukukunda kocasından boşanan bir kadının 100 gün, kocası ölen bir kadının 130 gün bekleme süresi. bu süre geçmeden başkasıyla evlenemez.

idgâm: birbirine benzeyen iki harfi bir yazıp şeddeli okuma.

idhâl: dâhil etme, içerisine alma.

idlâl: dalâlete sokma, sapıtma.


idlâl-i ilâhî: allah'ın kulu saptırması.

idrâk: 1. anlayış, akıl edinme. 2. yetişmek, erişmek. 3. olgunlaşma çağını bulma.

îfâ: 1. ödeme, yerine getirme. 2. bir işi yapma. 3. iş görme.

ifk: iftira, iftira ekmek, hz. aişe'ye yapılan iftira.

iflâh: felâha, selâmete kavuşmak.


ifnâ:: mahvetmek, yok etmek.

ifrât: haddi aşma, pek ileri gitme.

ifrâz: bütünden parça ayırma. bölme.

ifrît: çetin cin, öfkeli insan.

iftitah tekbiri: namaza başlama tekbiri.


igâse: imdada yetişmek, yardım etmek.

iğfâl: yanıltma ve aldatma.

iğtisâl: gusletme.

iğvâ: ayartma, baştan çıkarma.

ihâta: 1. kuşatma, etrafını çevirme. 2. geniş tam bilgi ve ihtisas.


ihdâs: ortaya çıkarma.

ihfâ: kamufle, saklama.

ihlâl: "halel"den bozma, sakatlama, kusurlu hale getirme.

ihlâs: samimiyet, doğruluk, riyasızlık. kur'ân-ı kerim'in 112. sûresi.

ihmâl: mühlet verme.


ihrâc: çıkarmak.

ihrâm: hacıların giydikleri dikişsiz elbise.

ihrâz: nail olmak, kazanmak, almak.

ihsân: 1. iyilik etme. 2. bağış, bağışlama. 3. sağlamlaştırma.

ihticâc: hüccet, delil göstermek.


ihtidâ: hidayete ermek, islâm olmak.

ihtikâr: 1. haksız kazanç, aşırı kâr, vurgunculuk. 2. hakarete katlanmak.

ihtilaf: ayrılma, ayrışma, çözülme.

ihtilaf-ı edyân: dinlerin ayrılıkları, değişik farklı oluşları.

ihtilâm: düş azması, uyurken cenabet olma.


ihtilât: karışma, karışıp görüşme komplikasyon.

ihtiras: bir şeyi fazla arzulama ve ona fazla düşkünlük.

ihtiraz: sakınma, çekinme.

ihtirâzî: çekinme, sakınma hakkında.

ihtisar: kısaltma, icmâl etme.


ihtisas: özellik kazanma, uzmanlaşma.

ihtiva: içerisine alma, içerisinde bulundurma, içerme.

ihtiyar: seçme, seçilme.

ihtizâz: 1. haz duymak, ferahlanmak. 2. titreşim.

ihvan: kardeşler, arkadaşlar, tıpkı tarikata mensup olanlar.


ihyâ: diriltme, hayat verme.

ikâb: ceza, azap, cezalandırma.

ikal: 1. bağ. 2. ayak bağı.

ikâle: 1. iki tarafın isteğiyle alışverişi bozmak. 2. dememiş iken "dedim" diye iddia etmek.

ikâme: yerleştirmek, iskan etmek, vücuda getirmek.


ikâmet: imamlık, halifelik, önderlik.

ikâniyye: yakînî bilgiye tabi olanlar. din ve bilginlerce ileri sürülen şeyleri delil aramaksızın doğru sayan anlayış.

iklâb: çevirme, bir halden başka bir hale döndürme.

iktibas: 1. ödünç almak. 2. bir kelimeyi, bir cümleyi veya bunların mânâlarını olduğu gibi alma, aktarma.

iktidâ: uymak, tabi olmak.


iktisab: 1. kazanma. 2. tahsil etme. 3. elde etme.

iktisâd: ekonomi. toplumun tutumluluğu.

iktiza: 1. gerekli gelme, gerekme. 2. işe yarama, yararlık.

îlâ: 1. yemin etmek. 2. erkeğin, bir süre karısına yaklaşmaması. için yemin etmesi. 3. sıkıntı ve derde uğrama.

ilâf: ülfet ettirme, ülfet ettirilme, alıştırma, uzlaştırma.


ilâh: mabud, tanrı.

i'lâ-yı kelimetullah: allah'ın adını yüce tutmak.

ilhâd: 1. dinsizlik, inanç bozukluğu. 2. allah inancından ayrılış, tevhid inancından ayrılma.

illet: hastalık, sebep, gaye, hedef.

illet-i ûlâ: birinci sebep, ilk sebep.


illet-i vücûd: varlık nedeni.

illiyyet: sebep hakkında, sebeplilik.

ilme'l-yakîn: ilmî bilgi. kesin bilgi.

ilm-i ferâiz: islâm hukukunda miras taksimi hakkında bilim dalı.

ilm-i hâl: islâm dininin her müslüman için öğrenmiş olunması gereken esas bilgileri.


ilm-i hey'et: astronomi ilmi.

ilm-i hikmet: düşünce bilgisi, felsefe.

ilm-i ledünn: gayb ilmi, allah'ın sırlarına ilişkin ilim.

ilm-i meânî: meânî ilmi, belagat.

ilm-i tevhid: ilm-i kelâm.


ilm-i usûl ve akâid: usûl ve akâid ilmi.

ilm-i vehbî: allah tarafından verilen ilim.

iltibas: benzeyen şeyleri birbirine karıştırma. şaşırıp yanılma.

iltica: sığınma.

iltizam: 1. kendisi için lazım sayma. 2. bilerek, isteyerek taraf tutma.


ilzam: delil göstererek muhalifi susturmak.

i'mâl: yapma, işleme, iş yapma.

imâle: 1. bir tarafa meylettirmek, bir tarafa eğmek. 2. bir heceyi vezne uydurmak için uzatarak okumak.

imdî: bundan böyle, bu halde, böyle olduğu halde.

imkân ve cünûb: olası ve gereklilik.


imlâ: doldurma, yazdırma.

imsâk: 1. oruca başlama vakti. 2. kendini tutmak, bir şeyden el çekmek.

imtina: çekinme, vazgeçip geri durma.

imtisâl: örnek kabul etme.

inâbe: 1. günahlardan vazgeçip hak yola dönmek. 2. bir mürşidden el alıp yerine geçme.


inadiyye: eşyanın hakikatini inkâr etme felsefesine bağlılık.

in'âm: ihsan, nimet verme.

inâs: kadınlar, kızlar.

inâyet: 1. dikkat, gayret, özenme. 2. lütuf, ihsan, iyilik.

indallah: allah yanısıra.


inde'l-cumhur: çoğunluğun yanısıra, çoğunluğun nazarında.

inde'l-hâce: gereksinim vaktinde.

indirac: içerisine konma, arasına sıkışma. derecelenme.

indiyye: kendi görüşüne tabi olan.

infak: nafaka verme, besleme, geçindirme.


infisâl: 1. ayrılma, 2. azledilme, işinden uzaklaşma.

infitâr: yarılma, açılma.

inhirâf: doğru yoldan sapma.

in'ikâs: bir yere çarpıp geri dönme, aksetme.

inkâr: tanımama.


inkıbâz: 1. büzülüp toplanma, çekilme. 2. kasvet, keder, sıkıntı. 3. kabızlık, peklik.

inkılâb: bir halden başka bir hale dönme.

inkıraz: tükenme, blitme, kırılıp yok olma.

inkıtâ: kesilme.

inkıyâd: boyun eğme, mutî olma, itaat etme.


inkişâf: gelişme, ilerleme.

ins u cin: insan ve cin.

ins: insan.

inşâ: yapma, vücuda getirme.

inşikâk: ikiye ayrılma, yarılma.


inşirah: ferahlamak, sevinç duymak.

inşirah-ı sadr: vicdan ferahlığı,vicdan huzuru.

intak: nutka getirmek, söyleme kabiliyeti olmayanı söyletmek.

intibak: uyma, ideal hale gelme. edebiyatta iki zıd şeyin ortak özelliğini bulup birleştirme.

intifâ: fayda sağlama, menfaatlanma.


intişâr: yayılma.

inzâl: indirme, indirilme.

inzâl-i menî: üreme organından meni çıkması.

inzâr: korkutmak, sakındırmak.

i'râb: 1. düzgün konuşma ve hakikatı belirtme. 2. arapça kelimelerin sonundaki harf veya harekenin değişmesi.


irâde-i cüz'iyye: allah tarafından insanın yetkisine bırakılan cüz'î irade. insan iradesi.

irâe: "rü'yet"ten: gösterme, tayin etme.

i'râz: yüz çevirme, başka tarafa dönme.

irbe: kadına gereksinim duymayan erkek.

irca': döndürme, geri çevirme.


irs: 1. ölen kişinin mirasçılarına kalan mal veya para. 2. veraset, soya çekim.

irşad: doğru yolu gösterme.

irticâ': gerilik, geriye gitme, eskiyi isteme.

irtidâd: din değiştirme, dinden çıkma, dinden dönme.

irtifâ': yükseklik, yükselme.


irtihâl: vefat etmek, ölmek.

irtikâb: 1. kötü bir iş işleme. 2. rüşvet yeme.

is'âf: birinin isteğini kabul edip yerine getirme.

îsâl: ulaştırma, vardırma.

iskât: (sükut'tan) susturma.


iskat: 1. düşürme, aşağı alma. 2. hükümsüz bırakma, iptal etme.

iskat-ı cenin: çocuk düşürme.

ism-i âzam: allah teâlâ'nın en büyük adı.

ism-i fail: iş yapan kimse.

ism-i hâs: özel isim.


isnad-ı mecazî: mecazî isnad, bir sözün mecaz anlamını seçmek.

isneyn: 1. pazartesi günü. 2. iki.

isra: gece yürüyüşü, yürütme.

istiâb: içerisine alma, kaplama.

istiâre: 1. ödünç alma. 2. bir kelimenin mânâsını muvakkaten başka bir kelime ile ilgili kullanma.


istiâre-i temsiliyye: teşbihin temel unsurlarından biri ile yapılan benzetme.

istiâze: "eûzü billâhi mineşşeyta-nirracîm" sözünü söyleyerek allah'a sığınma, eûzü çekme.

istib'âd: uzaklaşma, uzaklaştırma, akıl dışı sayma.

isti'dâd: 1. alışma, ünsiyet. 2. yetenek.

istidlâl: bir delile dayanarak bir şeyden sonuç çıkarmak. delil getirerek anlamak.


istidrâc: 1. derece derece yükselmeyi istemek. 2. fâsık veya kâfir olduğu belli bir şahsın gösterdiği mükemmel.

istidrâk: yetişme, nail olma.

istifa: memuriyetten azlini istemek.

istifham: anlamaya çalışmak, soru sormak, soru.

istifham-ı inkârî: olumsuzu pekiştiren soru biçimi. "hiç yapar mı?" ifadesindeki gibi.


istigâse: 1. yağmur isteme, yağmur duası etme. 2. yardım ve imdad isteme.

istiğfâr: af talep etme.

istiğna: gönül tokluğu.

istiğrak: bir şeyi baştan aşağı kaplamak. tasavvuf erbabının vecde gelip kendinden geçmesi. istiğrak lâmı: bir cinsin tüm bireylerini içerisine alan belirtme edatı, lâm-ı tarif, diğer adıyla harfi tarif.

istihbâr: haber ve bilgi alma.


istihfâf: hafife alma, önem vermeme, hor görme.

istihlâk: tüketme, kullanarak yok etme.

istihsâl: üretmek, hâsıl etmek, çoğaltmak.

istihsân: beğenme, iyi ve hoş bulma.

istihzâ: alay etmek.


istikbâl: 1. gelecek vakit. 2. gelen bir kimseyi karşılamak.

istikrâ: 1. gezme, dolaşma, âvârelik, konuklama. 2. bir şey ile ilgili etraflı bilgi edinme.

istikrâh: kerih ve kötü görmek, tiksinmek bir şeyi beğenmemek, bir şeyi zorla yapma.

istilâ: bir yeri kuvvet kullanarak ele geçirmek.

isti'lâm: 1. selâm vermeyi isteme. 2. kâbe'yi tavaf anında hacerü'l-esved'i selâmlamak.


isti'mâl: kullanma.

istimdâd: yardım isteme.

istimrâr: süreklilik.

istînâf: 1. tekrardan başlama. 2. bidayet mahkemesinde verilen bir hükmün bir üst mahkemeye başvurarak feshini isteme.

istinâfiyye: 1. tekrardan başlamaya ilişkin. 2. istinaf mahkemesine ilişkin. 3. arapça'da bir soruya cevap anlamında bulunmakta olan cümle.


istinbât: bir iş veya sözden gizli bir anlam çıkarmak, tahmin etmek.

istinbât: bir söz veya işten gizli bir mânâ çıkarma, zımnen, açık olmayarak, bu nedenle anlama.

istinkâf: kabul etmeme, yüz çevirme, çekimser kalma, reddetme.

istinsâh: nüshasını çıkarma, bir sûretini çıkarma, kopye etme.

istisâl: kökünden sökmek.


istishâb: "sohbet"den: yanına alma, yanına alınma.

istiskâ: 1. su isteme. 2. yağmur duasına çıkma. 3. vücudun bir yerinde su toplanması.

istişâre: müşavere etme, danışma.

istişhâd: 1. şahid gösterme. delil getirme, belge. 2. şehid olma.

istitâat: güç yetirme, kudret.


istitâr: örtünmek, kapanmak.

istivâ: 1. müsavî olma, denk olma. 2. düz olma, düzlük. 3. kaplama, örtme. 4. ortada ve tam bir derecede bulunma.

istîzân: izin isteme.

iş'âr: 1. yazı ile haber verme. 2. anlatmak, bildirmek.

işkil: kuşku, zan.


işmâm: "şemm"den. 1. koklatma, koklatılma. 2. tecvid ıstılâhında harfin zamme harekesine işaret etme.

işrâk: "şark"tan: 1. güneşin doğması ve etrafı ışıklandırması. 2. parlama, ışıklandırma.

iştiâl: alevlenme, tutuşma.

iştibâh: şüphelenme, şüpheye düşme.

iştigâl: meşguliyet, uğraşma.


iştihâr: şöhret bulma, ün kazanma.

iştikâk: bir kökten parçalara ayrılmak. türeme.

iştira: satın alma.

iştiyak: fazla arzu ve şevk. hasret çekmek, özlemek.

itâb: azarlama, tekdir etme.


i'tikâf: bir yere çekilip yalnız olarak ibadetle meşgul olmak.

i'tinâ: çok dikkat etme, özenme.

i'tizâl: 1. bir tarafa çekilme. 2. işten çekilme. 3. vâsıl b. ata'nın kurduğu mutezile mezhebini benimseme. 4. takımdan ayrılma.

i'tizâr: özür dileme.

itkan: 1. muhkem, sağlam kalma. 2. inanma, emin olma.


itlâf: telef etmek, ziyan etmek.

itmâm: tamamlama, ikmâl etme.

itmi'nân: emin olma, güvenme. kalbin mutmain olması. gönülden inanma.

ittibâ: tâbi olma, uyma, ardısıra gitme.

ittihad: birlik, beraberlik.


ittikâ: sakınma. takva ehlinden olma.

ittirad: tertipli, ideal şekilde sıra ile birbirlerini izleyen. biteviye.

ittisâf: vasıflanmak, bir sıfat sahibi olmak.

ivaz: karşılık olarak verilen şey, bedel.

ivme: acele etme, koşma.


izâfet: 1. iki şey arasındaki ilgi, bağ. 2. isim tamlaması, isim takımı.

izâhât: açıklamalar.

izâle: giderme, def etme, yok etme.

izân: zekâ, anlayış.

izâr: belden yukarıya mahsus örtü, peştemal, futa.


izmâr: kamufle, saklama.

izmihlâl: yok olma, mahvolma.

izzet: değer, şeref, saygınlık.



etiketler etiketler [4]

bilgi ara / www.bilgiara.com