kabih-kabiha: çirkin, yakışıksız, fena, ayıp.
kâbil: 1. kabul eden, kabul edici. 2. olan, olabilir.
kabiliyet: anlama, anlayış, kabul edebilirlik, alabilirlik.
kabir: mezar, ölünün gömüldüğü yer.
kabz: 1. el ile tutma, avuç içerisine alma, kavrama. 2. bir malı teslim alma. 3. peklik, kabız.
kabza: 1. tutacak, tutanak yeri, sap. 2. bir avuç, bir tutam, bir el dolusu şey. 3. pençe.
kadem: 1. ayak, adım. 2. yarım arşın uzunluğunda bir ölçü. 3. uğur.
kader: cenab-ı hakk'ın kâinatta mevcut her şeyin tüm özelliklerini ezelden bilip takdir etmesidir.
kadîm: 1. eski. 2. öncesini bilir kimse bulunmayan, öncesi bilinmeyen şey. başlangıcı olmayan, ötedenberi mevcut bulunmakta olan.
kadir-i mutlak: mutlak kuvvetli (allah).
kadir-u kayyum: kadir ve kayyum (allah).
kadr: 1. değer, itibar, onur, haysiyet, nitelik. 2. rütbe, derece.
kâfî: elveren, yetişen, yeter.
kâfir: 1. hakk'ı tanımayan, bilmeyen, 2. allah'ın varlığına ve birliğine inanmayan. 3. küfreden, küfredici. 4. iyilik bilmeyen, nankör.
kahhâr: 1. ziyadesiyle kahreden, kahredici, yok edici, batırıcı. 2. allah'ın isimlerinden biri.
kahır: 1. aşırı üzüntü, acı, keder. 2. ezici davranış, zulüm. 3. basınç ile iş gördürme, zorlama.
kâhin: 1. gaipden haber verme iddiasında bulunmakta olan kimse, falcı. 2. ilkel dinlerin ruhani reisleri.
kâhir: 1. kahreden, zorlayan. 2. üstün gelen, ezen, ezici. 3. yok eden, ortadan kaldıran.
kahr: 1. zorlama, zorla bir iş gördürme. 2. üstün gelerek mahvetme, batırma, ezme. 3. çok kederlenme, çok üzüntü duyma.
kaide: 1. temel, esas. 2. usul, nizam, kural. 3. taban. 4. ayaklık. 5. yaprakların köke birleştiği yer.
kaide-i külliyye: açık, sarih olan hükümler, genel kurallar.
kail: 1. söyleyen, diyen. 2. razı olmuş, boyun eğmiş.
kal': koparma, koparılma, sökme, sökülme, çıkarılma, temelinden çekip atma.
kalbeden: değiştiren, çeviren.
kalp: 1. yürek. 2. yürek hastalığı. 3. gönül. 4. her şeyin ortası, ehemmiyetli, alıcı noktası, değiştirme, çevirme.
kâm: 1. meram, arzu, istek, amel. 2. lezzet, zevk.
kamer: ay.
kâmil: 1. tüm, eksiksiz, tam. 2. kemale ermiş, olgun. 3. geniş bilgili, kültürlü, bilgin.
kanûn: devletin yasama kuvveti tarafından herkesçe uyulmak üzere konulan her türlü nizam, kaide.
karâbet: soyca yakınlık, hısımlık, akrabalık.
kârbân: kervan.
kârhâne: 1. iş yeri, iş yapılan yer, dükkan.
kâri': 1. kıraat eden, okuyan, okuyucu. 2. kur'ân'ı usulünce okuyan.
kâria: 1. pek şiddetli rüzgâr, 2. ansızın gelen büyük belâ. 3. kıyamet. 4. belâdan kurtulmak üzere okunan "el-kariâtü" sûresi.
karîb: yakın, yakın olan, uzak olmayan, soyca yakın.
karîn: 1. yakın. 2. bir şeye sahip olan, bir şeye nail olan. 3. hısım, komşu, arkadaş gibi yakın.
karîne: karışık bir iş veya meselenin anlaşılmasına yarayan hal, ipucu.
karîne-i mania: kelimenin gerçek anlamında alınmasına engel olan ipucu.
karn: 1. boynuz. 2. yüz yıllık vakit. 3. zaman, vakit. 4. yaşıt, bir yaşta olan.
karûn: 1. israiloğullarında zenginliği ile meşhur olan bir insan. krezüs. 2. çok zengin.
karye: köy.
karz: 1. ödünç verme, ödünç alma. 2. ödünç verilen veya alınan şey, borç.
karz-ı hasen: faizsiz verilen borç.
kasem: yemin, and.
kasır: 1. kısa. 2. küsur.
kâsib: kesbeden, kazanan, kazanmak için çalışan, kazanç sahibi.
kasîde: onbeş beyitten aşağı olmamak, tüm beyitlerin ikinci mısraları en başta bulunmakta olan mısra ile kafiyeli bulunmak ve daha çok büyükleri övmek üzere yazılan nazım. koçaklama.
kasr: 1. kısa kesme, kısaltma, kısma. 2. azaltma, kesme, eksiklik. 3. köşk, saray, 4. tahsis. 5. kıraatte uzatmadan okumak.
kasr-ı salât: kerede olan bir kimsenin dört rekatlı namazı ikişer rekat kılmakla namazı kısaltması.
kasvet: 1. katılık, sertlik. 2. merhametsizlik, acımasızlık. 3. sıkıntı, gönül darlığı.
kâşif: keşfeden, bulan, meydana çıkaran.
kat': 1. kesme, biçme. 2. halletme, karar verme, sona erdirme, bitirme.
katil: 1. katleden, öldüren. 2. adam öldüren kimse.
katl: öldürme.
katl-i âm: halkı bütünüyle kılıçtan geçirme.
kavâid: kaideler, usüller, kurallar.
kavâid-i külliyye: genel kaideler, kurallar.
kavî: 1. güçlü, kuvvetli. 2. güvenilir, sağlam.
kavl (kavil): lakırdı, söz, söz atma.
kavl-i ilâhî: ilâhî söz.
kavlî: söz hakkında, söz olarak, sözde.
kavm: 1. insan topluluğu. 2. bir peygamberin gönderildiği topluluk.
kayd: 1. bağlanma, bağlayacak şey. 2. bir yere yazma. 3. sınırlama, belirtme. 4. önem verme, unsurlama.
kayd-i hayat: yaşadığı sürece, ölene dek.
kaylule: öğle uykusu.
kayser: eski roma ve bizans imparatorlarının lakabı, hükümdar.
kayyumiyet: kendiliğinden eze-lî ve ebedî olarak var olmak.
kazâ: 1. allah'ın ezeldeki hükmü 2. kadılık (ilçe) merkezi. 3. kadılık etme işi, mahkemenin kararı, hükmü. 4. yapma, yapılma, işleme. 5. istemeden yapılmış bir kötülük.
kazaya: kaziyeler, önermeler, işler, meseleler.
kazf: iftira etmek, isnat etmek, kadına zina isnat etmek.
kâzif: bir kadına zina suçu isnat eden.
kaziyye: 1. iş, mesele, dava. 2. önerme.
kaziyye-i bedihiyye: bedîhî kaziyye, isbata muhtaç olmayan açık hüküm.
kaziyye-i muhkeme: kesin hüküm, değişmez ilke.
kebair: büyük günahlar.
kebîre: büyük günah.
kebîru'l-müteâl: açık ve gizli her şeyi bilen, büyük ve yüce olan. allah teâlâ.
kef: köpük.
kefaret-keffaret: işlenen bir günaha, bir yeminin bozulmasına karşılık verilen sadaka.
kefere: kâfirler, inanmayanlar.
kehanet: kâhinlik, gaipten haber verme, falcılık.
kehle: bit.
kelâle: 1. akrabalığı uzaktan olma. 2. yorulma, tükenme. 3. bıçak kör olma.
kelam: 1. söz, söyleyiş, nutuk. 2. dil, lehçe. 3. kelâm ilmi, islâmî inanç meselelerinden bahseden ilim.
kelâm-ı nefsî: içten kendi kendine konuşma. cenab-ı hakk'ın harf, ses ve söz olmaksızın zatî kelamı.
kelâmî: 1. sözle ilgili, söze ilişkin. 2. kelamcılar yolu.
kelamullah: allah sözü, kur'-ân-ı kerim.
kelb: köpek.
kelb-i akur: salar, azgın, ısırıcı köpek.
kelb-i muallem: ava alıştırılmış köpek.
kelepir: zahmetsiz, bedava, çok ucuz ele geçen.
kemal: 1. olgunluk, olma. 2. eksiksizlik, tamlık. 3. değer, baha. 4. bilgi, fazilet.
kemalat: faziletler, olgunluklar, insanın bilgi ve hoş ahlâkça tam ve olgun olması.
kemmiyet: 1. sayı. 2. nicelik. 3. tekillik veya çoğulluk.
kerahet: 1. iğrenme, istemeyerek zor altında yapma. 2. şeriatin yasaklamadığı fakat harama yakın olma olasılığı olan ve çekinilmesi gereken konu.
keramat: kerametler, velilerin olağanüstü işleri.
kerh: iğrenme, tiksinme, istemeyerek zor altında yapma.
kerhen: istemeyerek, tiksinerek, zor altında kalarak yapma.
kerih: iğrenç, tiksindirici, pis kokan.
kerîm: kerem sahibi, cömert, ulu, büyük.
kerr ü fer: muharebede geri çekilerek tekrar hücuma geçme.
kerr: çekilme ve tekrardan hücum etme.
kesad: 1. kıtlık, yokluk. 2. sürümsüzlük, alış-veriş durgunluğu.
kesafet: 1. sıkılık, tokluk. 2. kalınlık, yoğunluk. 3. saydam olmama. 4. koyuluk. 5. kalabalık.
kesb: 1. kazanma, kazanç, edinme. 2. geçimi sağlama için kullanılan âlet veya iş.
kesbî: sonradan, kazanılarak olan.
kesret: 1. çokluk, bolluk, ziyadelik. 2. kalabalık.
keşf: 1. açma, meydana çıkarma, gizli bir şeyi bulma, bir sırrı öğrenme. 2. allah tarafından ermişlere ilham edilen gizliyi bilme yetisi.
keşiş: karabaş, evlenmez rahip, manastır rahibi.
ketm: kamufle, sır tutma, söylememe.
keyfemayeşa: nasıl isterse.
keyfemettefak: rastgele, her nasıl rastlarsa.
keyfiyet: 1. meziyet, bir şeyin nasıl olması. 2. bir olayın geçişi. 3. madde, iş.
keza: böyle, böylece, bu dahi böyle.
kezalik: keza, bu da öyle, böylece.
kezzab: çok yalancı, çok yalan söyleyen.
kıble: namazda yönelinen taraf, kâbe'nin bulunduğu taraf.
kılade: gerdanlık.
kıllet: azlık, kıtlık.
kıraat-i âsım: âsım kırâeti, bizim kırâetimiz.
kırâet: okuma, ibare sökme, düzgün ve devamlı okuma. kur'ân okuma.
kırâet-i aşere: kur'ân'ın on kırâet üzere okunması. kırâet imamları şunlardır: nafi, ibn kesir, ebu amr, ibn amir, asım, hamza, kisaî, ebu cafer, yakub ve halef.
kıran: 1. yakınlık. 2. iki gezegenin bir burçta bulunması.
kırtas: kâğıt.
kısas: kıssalar.
kısas: öldürmenin öldürme, yaralamanın yaralama ile cezalandırılması: göze göz, dişe diş gibi.
kısas-ı enbiya: peygamberlerin kıssaları.
kısm: parçalara ayrılmış şeyin her parçası, çeşit.
kıssa: anlatılan gerçek veya uydurma olay, hikâye.
kıssîs: keşiş.
kıst: ölçü ve tartıda doğru davranma. 2. pay, parça. 3. parça parça verilen bir şeyin bir defada ödenmesi.
kıstas: terazi, ölçü, ölçü birimi.
kıt'a: en az iki beyitten meydana gelmiş olan nazım parçası.
kıtal: vuruşma, savaş.
kıyam: 1. kalkma, ayakta durma, ayağa kalkma. 2. namazın ayakta kılınan kısmı. 3. bir işe kalkışma. 4. karşı koyma, ayaklanma.
kıyamet: ölümden sonra dirilme, kıyamet günü.
kıyas maa'l-fârık: birbirine benzemeyen şeyler arasında yapılan kıyas.
kıyas: 1. bir şeyi bir şeye benzeterek veya ona göre tutarak hüküm verme. 2. benzetme, genel kurala uydurma. 3. ile ilgili âyet ve hadis olan benzerlerine göre hükmetme.
kıyas-ı celî: açık ve belirli olan kıyas.
kıyas-ı fâside: yanlış, bozuk, geçersiz kıyas.
kıyas-ı hafi: gizli, belirsiz kıyam.
kıyasî: kıyasan ideal olan.
kıymet: değer, tutar, bedel, itibar, onur.
kibr: büyüklük, büyük olma, büyüklük taslama, yüksekten bakma.
kibriya: 1. büyüklük, ululuk. 2. allah.
kifaf-kefaf: 1. bir şeyin misli, miktarı. 2. ihtiyaca yetecek kadar rızık, yiyecek.
kilab: köpekler.
kinâye: direkt doğruya değil, dolaylı anlam taşıyan söz.
kisra: eski iran hükümdarlarının lakabı.
kisve: elbise, özel giysi, kisbet.
kitabet: yazmak, kâtiplik.
kitab-ı ekmel: en harika kitap, kur'ân.
kitab-ı mübin: açık, hak ile batılı ayıran kitap, kur'ân-ı kerim.
kitab-ı münir: nurlu kitap, kur'ân-ı kerim.
kitabullah: allah kitabı, kur'-ân-ı kerim.
kitman: sır saklama, kimseye sır açmama hali, sır tutarlık.
kubh: çirkinlik, çirkin iş.
kubur: mezarlar, kabirler.
kudret: 1. güç. 2. allah'ın tüm varlıkları kuşatmış olan gücü. 3. varlık, zenginlik. 4. ehliyet, becerebilme.
kudret-i bâliga: kemal bulmuş güç.
kudsî: kutsal, melekut ve lâhut âlemine mahsus.
kudum: 1. uzak bir yerden, uzun bir yoldan gelme. 2. ayak basma.teşrif etme.
kulub: kalpler, gönüller.
kurbet: 1. yakınlık, allah'a yakınlık. 2. hısımlık, akrabalık.
kurun: zamanlar, devirler, büyük tarih bölümleri.
kurun-i âhire: son asırlar.
kurun-i kadime: eski çağlar.
kurun-i sâlife: geçmiş asırlar.
kurun-i ulâ: ilk çağlar.
kurun-i vusta: orta çağlar.
kuud: oturma, namazın oturarak kılınan kısmı.
kuvve: 1. kuvvet, güç. 2. fikir, niyet. 3. yeti. 4. meziyet. 5. duyu.
kuvvet: güç, takat, kudret.
küffar: kâfirler, inkârcılar.
küfr: 1. allah'a inanmama ve ona ortak koşma. 2. dinsizlik, imansızlık, kâfirlik. 3. nankörlük. 4. kaba, ayıp söz söyleme, sövme.
küfran: görülen bir iyiliği unutma.
küfran-ı nimet: nankörlük.
kühulet: orta yaşlılık, olgunluk çağı.
külfet: zahmet, zor iş.
küllî: genel, tüm, çok, tümel.
külliyat: tüm hepsi, bir yazarın tüm eserleri.
külliyet: genellik, bütünlük, çokluk.
künh: bir şeyin aslı, esası, dip, kök, öz.
künye: künye, kişinin kimliğinin yazılı olduğu kâğıt veya levha.
kürre: küre, oval, top.
kürre-i arz: yerküre, dünya, yeryüzü.
kürsî: 1. oturulacak yüksekçe yer, taht, makam. 2. arş-ı a'lâ'nın altında bulunmakta olan, yer ve gökleri kuşatan alan.
küsuf: güneş tutulması.
kütüb: kitaplar.
kütüb-i ehadis: ilâhî kitaplar: tevrat, zebur, incil, kur'ân-ı kerim.
kütüb-i münzele: allah tarafından indirilmiş olan kutsal kitaplar.
kütüb-i sâlife: geçmiş, eski kitaplar.
kütüb-i sitte: altı hadis kitabı: buhârî, müslim, ibn mâce, ebu davud, tirmizî, nesaî.