bilgi ara

osmanlıca sözlük - k hakkında bilgi osmanlıca sözlük - k




kabih-kabiha: çirkin, yakışıksız, fena, ayıp.

kâbil: 1. kabul eden, kabul edici. 2. olan, olabilir.


kabiliyet: anlama, anlayış, kabul edebilirlik, alabilirlik.

kabir: mezar, ölünün gömüldüğü yer.

kabz: 1. el ile tutma, avuç içerisine alma, kavrama. 2. bir malı teslim alma. 3. peklik, kabız.

kabza: 1. tutacak, tutanak yeri, sap. 2. bir avuç, bir tutam, bir el dolusu şey. 3. pençe.

kadem: 1. ayak, adım. 2. yarım arşın uzunluğunda bir ölçü. 3. uğur.


kader: cenab-ı hakk'ın kâinatta mevcut her şeyin tüm özelliklerini ezelden bilip takdir etmesidir.

kadîm: 1. eski. 2. öncesini bilir kimse bulunmayan, öncesi bilinmeyen şey. başlangıcı olmayan, ötedenberi mevcut bulunmakta olan.

kadir-i mutlak: mutlak kuvvetli (allah).

kadir-u kayyum: kadir ve kayyum (allah).

kadr: 1. değer, itibar, onur, haysiyet, nitelik. 2. rütbe, derece.


kâfî: elveren, yetişen, yeter.

kâfir: 1. hakk'ı tanımayan, bilmeyen, 2. allah'ın varlığına ve birliğine inanmayan. 3. küfreden, küfredici. 4. iyilik bilmeyen, nankör.

kahhâr: 1. ziyadesiyle kahreden, kahredici, yok edici, batırıcı. 2. allah'ın isimlerinden biri.

kahır: 1. aşırı üzüntü, acı, keder. 2. ezici davranış, zulüm. 3. basınç ile iş gördürme, zorlama.

kâhin: 1. gaipden haber verme iddiasında bulunmakta olan kimse, falcı. 2. ilkel dinlerin ruhani reisleri.


kâhir: 1. kahreden, zorlayan. 2. üstün gelen, ezen, ezici. 3. yok eden, ortadan kaldıran.

kahr: 1. zorlama, zorla bir iş gördürme. 2. üstün gelerek mahvetme, batırma, ezme. 3. çok kederlenme, çok üzüntü duyma.

kaide: 1. temel, esas. 2. usul, nizam, kural. 3. taban. 4. ayaklık. 5. yaprakların köke birleştiği yer.

kaide-i külliyye: açık, sarih olan hükümler, genel kurallar.

kail: 1. söyleyen, diyen. 2. razı olmuş, boyun eğmiş.


kal': koparma, koparılma, sökme, sökülme, çıkarılma, temelinden çekip atma.

kalbeden: değiştiren, çeviren.

kalp: 1. yürek. 2. yürek hastalığı. 3. gönül. 4. her şeyin ortası, ehemmiyetli, alıcı noktası, değiştirme, çevirme.

kâm: 1. meram, arzu, istek, amel. 2. lezzet, zevk.

kamer: ay.


kâmil: 1. tüm, eksiksiz, tam. 2. kemale ermiş, olgun. 3. geniş bilgili, kültürlü, bilgin.

kanûn: devletin yasama kuvveti tarafından herkesçe uyulmak üzere konulan her türlü nizam, kaide.

karâbet: soyca yakınlık, hısımlık, akrabalık.

kârbân: kervan.

kârhâne: 1. iş yeri, iş yapılan yer, dükkan.


kâri': 1. kıraat eden, okuyan, okuyucu. 2. kur'ân'ı usulünce okuyan.

kâria: 1. pek şiddetli rüzgâr, 2. ansızın gelen büyük belâ. 3. kıyamet. 4. belâdan kurtulmak üzere okunan "el-kariâtü" sûresi.

karîb: yakın, yakın olan, uzak olmayan, soyca yakın.

karîn: 1. yakın. 2. bir şeye sahip olan, bir şeye nail olan. 3. hısım, komşu, arkadaş gibi yakın.

karîne: karışık bir iş veya meselenin anlaşılmasına yarayan hal, ipucu.


karîne-i mania: kelimenin gerçek anlamında alınmasına engel olan ipucu.

karn: 1. boynuz. 2. yüz yıllık vakit. 3. zaman, vakit. 4. yaşıt, bir yaşta olan.

karûn: 1. israiloğullarında zenginliği ile meşhur olan bir insan. krezüs. 2. çok zengin.

karye: köy.

karz: 1. ödünç verme, ödünç alma. 2. ödünç verilen veya alınan şey, borç.


karz-ı hasen: faizsiz verilen borç.

kasem: yemin, and.

kasır: 1. kısa. 2. küsur.

kâsib: kesbeden, kazanan, kazanmak için çalışan, kazanç sahibi.

kasîde: onbeş beyitten aşağı olmamak, tüm beyitlerin ikinci mısraları en başta bulunmakta olan mısra ile kafiyeli bulunmak ve daha çok büyükleri övmek üzere yazılan nazım. koçaklama.


kasr: 1. kısa kesme, kısaltma, kısma. 2. azaltma, kesme, eksiklik. 3. köşk, saray, 4. tahsis. 5. kıraatte uzatmadan okumak.

kasr-ı salât: kerede olan bir kimsenin dört rekatlı namazı ikişer rekat kılmakla namazı kısaltması.

kasvet: 1. katılık, sertlik. 2. merhametsizlik, acımasızlık. 3. sıkıntı, gönül darlığı.

kâşif: keşfeden, bulan, meydana çıkaran.

kat': 1. kesme, biçme. 2. halletme, karar verme, sona erdirme, bitirme.


katil: 1. katleden, öldüren. 2. adam öldüren kimse.

katl: öldürme.

katl-i âm: halkı bütünüyle kılıçtan geçirme.

kavâid: kaideler, usüller, kurallar.

kavâid-i külliyye: genel kaideler, kurallar.


kavî: 1. güçlü, kuvvetli. 2. güvenilir, sağlam.

kavl (kavil): lakırdı, söz, söz atma.

kavl-i ilâhî: ilâhî söz.

kavlî: söz hakkında, söz olarak, sözde.

kavm: 1. insan topluluğu. 2. bir peygamberin gönderildiği topluluk.


kayd: 1. bağlanma, bağlayacak şey. 2. bir yere yazma. 3. sınırlama, belirtme. 4. önem verme, unsurlama.

kayd-i hayat: yaşadığı sürece, ölene dek.

kaylule: öğle uykusu.

kayser: eski roma ve bizans imparatorlarının lakabı, hükümdar.

kayyumiyet: kendiliğinden eze-lî ve ebedî olarak var olmak.


kazâ: 1. allah'ın ezeldeki hükmü 2. kadılık (ilçe) merkezi. 3. kadılık etme işi, mahkemenin kararı, hükmü. 4. yapma, yapılma, işleme. 5. istemeden yapılmış bir kötülük.

kazaya: kaziyeler, önermeler, işler, meseleler.

kazf: iftira etmek, isnat etmek, kadına zina isnat etmek.

kâzif: bir kadına zina suçu isnat eden.

kaziyye: 1. iş, mesele, dava. 2. önerme.


kaziyye-i bedihiyye: bedîhî kaziyye, isbata muhtaç olmayan açık hüküm.

kaziyye-i muhkeme: kesin hüküm, değişmez ilke.

kebair: büyük günahlar.

kebîre: büyük günah.

kebîru'l-müteâl: açık ve gizli her şeyi bilen, büyük ve yüce olan. allah teâlâ.


kef: köpük.

kefaret-keffaret: işlenen bir günaha, bir yeminin bozulmasına karşılık verilen sadaka.

kefere: kâfirler, inanmayanlar.

kehanet: kâhinlik, gaipten haber verme, falcılık.

kehle: bit.


kelâle: 1. akrabalığı uzaktan olma. 2. yorulma, tükenme. 3. bıçak kör olma.

kelam: 1. söz, söyleyiş, nutuk. 2. dil, lehçe. 3. kelâm ilmi, islâmî inanç meselelerinden bahseden ilim.

kelâm-ı nefsî: içten kendi kendine konuşma. cenab-ı hakk'ın harf, ses ve söz olmaksızın zatî kelamı.

kelâmî: 1. sözle ilgili, söze ilişkin. 2. kelamcılar yolu.

kelamullah: allah sözü, kur'-ân-ı kerim.


kelb: köpek.

kelb-i akur: salar, azgın, ısırıcı köpek.

kelb-i muallem: ava alıştırılmış köpek.

kelepir: zahmetsiz, bedava, çok ucuz ele geçen.

kemal: 1. olgunluk, olma. 2. eksiksizlik, tamlık. 3. değer, baha. 4. bilgi, fazilet.


kemalat: faziletler, olgunluklar, insanın bilgi ve hoş ahlâkça tam ve olgun olması.

kemmiyet: 1. sayı. 2. nicelik. 3. tekillik veya çoğulluk.

kerahet: 1. iğrenme, istemeyerek zor altında yapma. 2. şeriatin yasaklamadığı fakat harama yakın olma olasılığı olan ve çekinilmesi gereken konu.

keramat: kerametler, velilerin olağanüstü işleri.

kerh: iğrenme, tiksinme, istemeyerek zor altında yapma.


kerhen: istemeyerek, tiksinerek, zor altında kalarak yapma.

kerih: iğrenç, tiksindirici, pis kokan.

kerîm: kerem sahibi, cömert, ulu, büyük.

kerr ü fer: muharebede geri çekilerek tekrar hücuma geçme.

kerr: çekilme ve tekrardan hücum etme.


kesad: 1. kıtlık, yokluk. 2. sürümsüzlük, alış-veriş durgunluğu.

kesafet: 1. sıkılık, tokluk. 2. kalınlık, yoğunluk. 3. saydam olmama. 4. koyuluk. 5. kalabalık.

kesb: 1. kazanma, kazanç, edinme. 2. geçimi sağlama için kullanılan âlet veya iş.

kesbî: sonradan, kazanılarak olan.

kesret: 1. çokluk, bolluk, ziyadelik. 2. kalabalık.


keşf: 1. açma, meydana çıkarma, gizli bir şeyi bulma, bir sırrı öğrenme. 2. allah tarafından ermişlere ilham edilen gizliyi bilme yetisi.

keşiş: karabaş, evlenmez rahip, manastır rahibi.

ketm: kamufle, sır tutma, söylememe.

keyfemayeşa: nasıl isterse.

keyfemettefak: rastgele, her nasıl rastlarsa.


keyfiyet: 1. meziyet, bir şeyin nasıl olması. 2. bir olayın geçişi. 3. madde, iş.

keza: böyle, böylece, bu dahi böyle.

kezalik: keza, bu da öyle, böylece.

kezzab: çok yalancı, çok yalan söyleyen.

kıble: namazda yönelinen taraf, kâbe'nin bulunduğu taraf.


kılade: gerdanlık.

kıllet: azlık, kıtlık.

kıraat-i âsım: âsım kırâeti, bizim kırâetimiz.

kırâet: okuma, ibare sökme, düzgün ve devamlı okuma. kur'ân okuma.

kırâet-i aşere: kur'ân'ın on kırâet üzere okunması. kırâet imamları şunlardır: nafi, ibn kesir, ebu amr, ibn amir, asım, hamza, kisaî, ebu cafer, yakub ve halef.


kıran: 1. yakınlık. 2. iki gezegenin bir burçta bulunması.

kırtas: kâğıt.

kısas: kıssalar.

kısas: öldürmenin öldürme, yaralamanın yaralama ile cezalandırılması: göze göz, dişe diş gibi.

kısas-ı enbiya: peygamberlerin kıssaları.


kısm: parçalara ayrılmış şeyin her parçası, çeşit.

kıssa: anlatılan gerçek veya uydurma olay, hikâye.

kıssîs: keşiş.

kıst: ölçü ve tartıda doğru davranma. 2. pay, parça. 3. parça parça verilen bir şeyin bir defada ödenmesi.

kıstas: terazi, ölçü, ölçü birimi.


kıt'a: en az iki beyitten meydana gelmiş olan nazım parçası.

kıtal: vuruşma, savaş.

kıyam: 1. kalkma, ayakta durma, ayağa kalkma. 2. namazın ayakta kılınan kısmı. 3. bir işe kalkışma. 4. karşı koyma, ayaklanma.

kıyamet: ölümden sonra dirilme, kıyamet günü.

kıyas maa'l-fârık: birbirine benzemeyen şeyler arasında yapılan kıyas.


kıyas: 1. bir şeyi bir şeye benzeterek veya ona göre tutarak hüküm verme. 2. benzetme, genel kurala uydurma. 3. ile ilgili âyet ve hadis olan benzerlerine göre hükmetme.

kıyas-ı celî: açık ve belirli olan kıyas.

kıyas-ı fâside: yanlış, bozuk, geçersiz kıyas.

kıyas-ı hafi: gizli, belirsiz kıyam.

kıyasî: kıyasan ideal olan.


kıymet: değer, tutar, bedel, itibar, onur.

kibr: büyüklük, büyük olma, büyüklük taslama, yüksekten bakma.

kibriya: 1. büyüklük, ululuk. 2. allah.

kifaf-kefaf: 1. bir şeyin misli, miktarı. 2. ihtiyaca yetecek kadar rızık, yiyecek.

kilab: köpekler.


kinâye: direkt doğruya değil, dolaylı anlam taşıyan söz.

kisra: eski iran hükümdarlarının lakabı.

kisve: elbise, özel giysi, kisbet.

kitabet: yazmak, kâtiplik.

kitab-ı ekmel: en harika kitap, kur'ân.


kitab-ı mübin: açık, hak ile batılı ayıran kitap, kur'ân-ı kerim.

kitab-ı münir: nurlu kitap, kur'ân-ı kerim.

kitabullah: allah kitabı, kur'-ân-ı kerim.

kitman: sır saklama, kimseye sır açmama hali, sır tutarlık.

kubh: çirkinlik, çirkin iş.


kubur: mezarlar, kabirler.

kudret: 1. güç. 2. allah'ın tüm varlıkları kuşatmış olan gücü. 3. varlık, zenginlik. 4. ehliyet, becerebilme.

kudret-i bâliga: kemal bulmuş güç.

kudsî: kutsal, melekut ve lâhut âlemine mahsus.

kudum: 1. uzak bir yerden, uzun bir yoldan gelme. 2. ayak basma.teşrif etme.


kulub: kalpler, gönüller.

kurbet: 1. yakınlık, allah'a yakınlık. 2. hısımlık, akrabalık.

kurun: zamanlar, devirler, büyük tarih bölümleri.

kurun-i âhire: son asırlar.

kurun-i kadime: eski çağlar.


kurun-i sâlife: geçmiş asırlar.

kurun-i ulâ: ilk çağlar.

kurun-i vusta: orta çağlar.

kuud: oturma, namazın oturarak kılınan kısmı.

kuvve: 1. kuvvet, güç. 2. fikir, niyet. 3. yeti. 4. meziyet. 5. duyu.


kuvvet: güç, takat, kudret.

küffar: kâfirler, inkârcılar.

küfr: 1. allah'a inanmama ve ona ortak koşma. 2. dinsizlik, imansızlık, kâfirlik. 3. nankörlük. 4. kaba, ayıp söz söyleme, sövme.

küfran: görülen bir iyiliği unutma.

küfran-ı nimet: nankörlük.


kühulet: orta yaşlılık, olgunluk çağı.

külfet: zahmet, zor iş.

küllî: genel, tüm, çok, tümel.

külliyat: tüm hepsi, bir yazarın tüm eserleri.

külliyet: genellik, bütünlük, çokluk.


künh: bir şeyin aslı, esası, dip, kök, öz.

künye: künye, kişinin kimliğinin yazılı olduğu kâğıt veya levha.

kürre: küre, oval, top.

kürre-i arz: yerküre, dünya, yeryüzü.

kürsî: 1. oturulacak yüksekçe yer, taht, makam. 2. arş-ı a'lâ'nın altında bulunmakta olan, yer ve gökleri kuşatan alan.


küsuf: güneş tutulması.

kütüb: kitaplar.

kütüb-i ehadis: ilâhî kitaplar: tevrat, zebur, incil, kur'ân-ı kerim.

kütüb-i münzele: allah tarafından indirilmiş olan kutsal kitaplar.

kütüb-i sâlife: geçmiş, eski kitaplar.


kütüb-i sitte: altı hadis kitabı: buhârî, müslim, ibn mâce, ebu davud, tirmizî, nesaî.



etiketler etiketler [4]

bilgi ara / www.bilgiara.com