zabt: 1. sıkı tutma. 2. idaresi altına alma, kendine mal etme. 3. silah zoru ile bir yeri alma. 4. anlama, kavrama. 5. kaydetme, özetini yazma.
zâhib: 1. gidici, giden. 2. bir fikre veya zanna uyan, kapılan.
zâhir: açık, belli, görünür, meydanda olan.
zâhirî: dıştan görünen, meydanda olan.
zail: sona eren, devamlı olmayan.
zamir: 1. her şeyin iç yüzü. 2. yürek, vicdan. 3. gizli fikir. 4. zamir, ismin yerini tutan kelime.
zâni: zina eden erkek.
zâniye: zina eden kadın.
zarar: ziyan, eksiklik, kayıp.
zarf: yer ve vakit bildiren edat.
zat: kendi, asıl, öz, cevher, saygıdeğer kişi.
zayi': elden çıkan, yitik, kaybolan.
zayiat: kayıplar, yitikler.
zebânî: zebanî, cehennemlikleri cehenneme atan melek.
zeberced: zümrütten daha açık renkte bir süs taşı.
zebh: boğazlama, kesme, kurban kesme.
zecr: 1. yasaklama, yaptırmama. 2. zorlama, zorla yaptırma, angarya işletme sıkma, eziyet.
zeker: erkek, erkeklik organı.
zelil: hor, hakir, alçak.
zelle: 1. ayak sürçüp kayma. 2. kusur, suç.
zem (zemm): birinin kötülüğünü söyleme, ayıplama, yerme, çekiştirme.
zemherir: karakış.
zemzeme: 1. ezgili ses, terennüm, teganni. 2. mezamir'i okuyanların teranesi (zebur).
zenb: günah, suç, kabahat.
zeval: 1. zail olma, sona erme. 2. aşağılama, inme. 3. güneşin başucunda, tam tepeden bulunma vakti zeval zamanı, öğle zamanı.
zevc: çift, eş.
zevcyen: karı-koca, iki eş.
zevi'l-ukul: akıl sahipleri, akıllılar.
zikr: 1. zikir, anma, hatıra getirme. 2. ağıza alma, adını söyleme. 3. anlatma, ifade etme. 4. övme, iyilikle anma. 5. tasavvufi anlamıyla allah adını anarak zikretme.
zikr-i cemil: hoş zikir, övgü.
zikrullah: allah'ı anma.
zillet: alçaklık, aşağılık.
zimmî: 1. islâm devletinde yaşayan gayr-i müslim. 2. haraç veren, raiyye.
zinet: süs eşyası, bezek.
zira': dirsekten orta parmak ucuna kadar olan uzunluk ölçüsü, 75-90 santim arasında değişir.
zîrahim-i mahrem: nikah düşmeyen akraba kadın.
zişan: şanlı, tanınmış, gösterişli.
ziya: ışık, aydınlık.
zuhr: öğle vakti, öğle namazı.
zulm: zulüm, haksızlık, eziyet.
zulmet: karanlık.
zübde: bir şeyin en seçkin parçası, öz, özet.
zübur-zübür: kitaplar, yazılı şeyler.
zühd: dünya lezzetlerinden el çekerek ibadetle meşgul olma, sofuluk.
zühûl: isteyerek veya elde olmayarak unutma, geçiştirme, yanılma.
zülcelal: celal sahibi, allah.
zülkarneyn: iki boynuz sahibi, kur'ân-ı kerim'de adı geçen bir hükümdar, iki yönlü.
züll: horluk, hakirlik, alçaklık.
zürriyet: soy, nesil, kuşak.