sosyal fobiyi körükleyen bir duygu öğrenilmiş çaresizlik duygusudur. daha önce yaşadığı kötü tecrübeleri zihnine yazan kişi benzer durumlarda da tıpkı şeyi yaşayacağına inanarak tedirgin olur ve sorunun üstesinden gelmek için hiç çaba göstermez.
bu durum tekrar tekrar başarı gösteremeyen olma neticesi vazgeçme duygusu ve eylemidir.
bilimsel bir araştırmada bu konuyla ilgili çok hoş bir örnek vardır: bir köpekbalığı ve başka bir balık tıpkı akvaryuma konulmuş, ancak araya bir cam bölme yerleştirilerek birbirlerinden ayrılmış.
köpekbalığı acıkınca karşısındaki balığa saldırmak istemiş fakat arada cam bir bölme olduğu için cama çarpmış. tekrar tekrar diğer taraftaki balığı yiyebilmek amacıyla saldırıp dursa da her keresinde aradaki cam engele takılmış. karşındaki balığı yemek için 28 saat boyunca uğraşan köpekbalığı sonunda denemekten vazgeçmiş. bir müddet sonra aradaki cam bölme kaldırılmış, diğer balık yanına gelmiş ama köpekbalığı onu yememiş ve bir müddet sonra açlıktan ölmüş.
aradaki engel kalkmış olsa bile köpekbalığının tekrardan deneme gücünü kaybedip başarısızlığı kabul etmesini, yani başarısızlığa şartlanmasını “öğrenilmiş çaresizlik” olarak adlandırabiliriz.
hepimiz bazen karşımıza çıkan engellerle mücadele etmeyip geri çekiliriz. geri çekilmek vakit zaman daha temkinli olarak tekrardan harekete geçmeyi sağlarken vakit zaman de tekrardan denememeye neden olur.
bazı insanlar bu durumu kimselere hissettirmez, bazıları ortalıkta büyük bir kargaşa yaratır, kimileri ise böyle engellerle karşılaşmamak adına hayatın içerisinde etkin olarak bulunmaktan kaçınır hale gelir.
yaşanan bazı olaylar ve birilerinin teşviki ya da zorlaması ile yapılan hareketler insana değişik tecrübeler kazanabilme ve dersler çıkarabilme imkanı veriyor. yıllar önce başımda geçen bir olayda bunun örneğini yaşayarak gördüm.
işte, önemli olan yaşamda bazı şeyleri yaşamış olmanın kişiyi hedefinden vazgeçirmemesi gerektiğini öğrenmek. hedefler kişinin yaşamını belirliyor. bir iki çelmeyle düşmemek, düşülürse de kalkmak gerektiğini insan daima beynine kazımalı. kaçmak değil “savaşmak” lazım.
daha doğrusu, olayları kabullenip zayıf yönleri kuvvetlendirmek, eksiklikleri azaltmak ve fazlalıkları törpülemek en doğru çözüm. ancak küçük tefek kötü olayların birleşmesiyle kişi sosyal yaşama çıkamamaya kadar gidiyor, devamlı kaygılı bir bekleyişe giriyorsa hele ki kişilik alt yapısında sosyal yaşama ait endişeler varsa, sosyal fobinin zemini hazırlanmış demektir.
bu zeminin üstüne eklenen her bir kötü tecrübe maalesef kişinin etrafına yüksek duvarlar örer ve sonunda kişi kendisini eve hapseder.
“endişe, akılda dolaşan ince bir korku akıntısıdır, ne kadar uzun müddet akarsa o kadar derin izler bırakır. insan vakit zaman de bu durumu kişiliğinin bir parçası olarak görmeye başlayabilir, hatta bu duruma tahammül etmeyi öğrenmiş dahi olabilir. işte bu noktada, insanın kendi gerçek kişiliğini fark etmesine yardımcı olmak üzere psikoterapistler devreye girmelidir. insan kendini basitçe kandırabilir, yani kendine karşı objektif olamayabilir. dolayısıyla sağlıklı bir kendini tanıma profesyonel bir yardımla daha kolay hale gelebilir. insan vakit zaman de bu durumu kişiliğinin bir parçası olarak görmeye başlayabilir, hatta bu duruma tahammül etmeyi öğrenmiş dahi olabilir.
işte bu noktada, insanın kendi gerçek kişiliğini fark etmesine yardımcı olmak üzere psikoterapistler devreye girmelidir. insan kendini basitçe kandırabilir, yani kendine karşı objektif olamayabilir.
bu nedenle sağlıklı bir kendini tanıma profesyonel bir yardımla daha kolay hale gelebilir.